Ceza Davalarında Bilinmesi Gerekenler

Ceza yargılaması, çoğu kişi için hayatında belki bir kez karşılaşacağı ama sonucu son derece ciddi olabilecek bir süreçtir. Buna rağmen uygulamada; duruşmaya gitmezsem ne olur, mübaşirin söylediği söz bağlayıcı mıdır, davaya katılmak ne kazandırır ya da HAGB kabul edilmeli mi gibi pek çok konuda yanlış bilgiler kulaktan kulağa yayılmaktadır. Oysa ceza davaları belirli usul kurallarına göre yürür ve yapılan küçük bir hata bile hak kaybına yol açabilir. Bu nedenle sürecin nasıl işlediğini, hangi aşamada hangi hakkın kullanılabileceğini bilmek, en az savunmanın kendisi kadar önemlidir. Bu yazıda ceza davalarında vatandaşların en sık yanıldığı ve sonucu doğrudan etkileyen temel konuları sade ve anlaşılır biçimde ele alıyoruz.

Mübaşir “Artık Gelmesen de Olur” Dedi Ama Eve Ceza Geldi! Neden?

Ceza yargılamasında en sık yaşanan şaşkınlıklardan biri şudur: Duruşma çıkışında mübaşir ya da görevli, “Bir daha gelmeseniz de olur” der. Kişi bunu çoğu zaman davanın lehine bittiği, artık beraat edeceği veya dosyanın kapanacağı şeklinde yorumlar. Aylar sonra eve mahkûmiyet kararı geldiğinde ise büyük bir hayal kırıklığı yaşanır.

Oysa ceza davaları, tarafların değil devletin yürüttüğü davalardır. Şikâyetçi veya sanık duruşmaya gelmese bile yargılama kendiliğinden düşmez. Mahkeme delilleri toplamaya, tanıkları dinlemeye ve dosyayı sonuçlandırmaya devam eder.

Hakim, usulen sanığın ve şikâyetçinin en az bir kez ifadesini aldıktan sonra, duruşmalara katılmak zorunlu değildir. Mübaşirin anlatmak istediği de genellikle budur: Gelmemenizden dolayı ayrıca bir yaptırım uygulanmayabilir. Fakat bu, davanın bittiği anlamına gelmez.

Duruşmalara katılmadığınızda tanık beyanlarına itiraz edemez, soru soramaz, aleyhinize sunulan belgelerden haberdar olamazsınız. Dosya sizin yokluğunuzda ilerler ve sonunda mahkûmiyet kararı çıkabilir. Bu nedenle “gelmesen de olur” sözünü “kazandın” şeklinde anlamak ciddi bir hatadır.

En sağlıklısı, dosyanın bir avukat aracılığıyla takip edilmesidir. Çünkü yargılama siz olsanız da olmasanız da devam eder.

Katılan Ne Demektir? Katılma Talep Etmezsem Ne Kaybederim?

Bir suç işlendiğinde kişi şikâyetçi olur. Savcılık yaptığı değerlendirme sonucunda yeterli şüphe görürse kamu davası açar. Bu aşamada şikâyetçi artık davanın sahibi değildir; dava devlet adına yürütülür. Şikâyetçi bu aşamada müşteki sıfatını taşır.

Ancak müşteki mahkemeye başvurarak davaya katılma talebinde bulunursa bu kez “katılan” sıfatını kazanır. Bu sıfat çok önemlidir çünkü katılan, davada usuli haklara sahip olur ve en önemlisi karar aleyhine istinaf veya temyiz yoluna başvurabilir.

Eğer katılan sıfatı alınmazsa, müştekinin avukatı bile hükmü tek başına üst mahkemeye götüremez; bunu ancak savcı yapabilir. Yani dosyanın kaderi büyük ölçüde savcının inisiyatifine kalır.

Bu yüzden hakim duruşmada “katılma talebiniz var mı?” diye sorduğunda, ileride karara itiraz hakkınızı korumak istiyorsanız talebinizi açıkça belirtmeniz gerekir. Unutmayın, katılma ilk derece yargılama aşamasında mümkündür; dosya istinaf veya temyize gittikten sonra katılan olunamaz.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) Nedir? Kabul Etmek Avantaj mı?

HAGB, mahkemenin sanık hakkında bir mahkûmiyet hükmü kurmasına rağmen bu hükmün açıklanmasını belirli bir süre ertelemesidir. Sanık genellikle 5 yıllık denetim süresine tabi tutulur. Bu süre içinde kasıtlı yeni bir suç işlenmezse, açıklanmayan hüküm ortadan kalkar ve kişi o dosyadan dolayı sabıkalı sayılmaz.

Buradaki önemli nokta şudur: HAGB verildiğinde ortada açıklanmış, kesinleşmiş bir mahkûmiyet bulunmadığı için karar doğrudan istinaf edilemez.

İlginizi çekebilir:  E Devlet'te Hangi Dosyalar Görünmez?

Eğer denetim süresi içinde yeni bir kasıtlı suç işlenirse, geri bırakılan hüküm açıklanır. İşte o anda istinaf ve temyiz yolları açılır.

HAGB sanığın kabulüne bağlıdır. Kişi isterse “kabul etmiyorum” diyebilir. Bu durumda hüküm açıklanır ve sanık kararı hemen üst mahkemeye taşıma imkânı bulur. Bazı kişiler hukuki strateji gereği, bazıları da kişisel nedenlerle bu yolu tercih edebilir.

Özetle HAGB, sabıka oluşmaması bakımından önemli bir fırsat sunar; ancak üst mahkeme denetimini hemen istemek isteyenler için bazen tercih edilmeyebilir.

Duruşmaya Gelmezsem Zorla Getirme Kararı Ne Şekilde Uygulanır? Bu Karar Sicile İşler mi?

Ceza yargılamasında mahkeme, hazır bulunmasını gerekli gördüğü kişilerin duruşmaya katılmasını isteyebilir. Buna sanık da dahildir, tanık da. Eğer çağrıldığı hâlde geçerli bir mazeret olmadan gelinmezse, hâkim zorla getirme kararı verebilir.

Zorla getirme, kişinin kolluk marifetiyle bulunduğu yerden alınıp mahkemeye götürülmesidir. Uygulamada polis ya da jandarma tarafından adrese gidilir ve kişi duruşmaya çıkarılır. Amaç ceza vermek değil, yargılamanın sağlıklı şekilde yürütülmesini sağlamaktır.

Bu karar çoğu zaman hafife alınır. Oysa gelmemekte ısrar edilirse süreç yakalama emrine kadar ilerleyebilir. Yani kişi bulunduğu yerde yakalanıp doğrudan adliyeye götürülebilir.

Ayrıca yalnızca sanıklar için değil, tanıklar için de zorla getirme kararı verilebilir. Tanık duruşmaya gelmekten imtina ederse iş yakalamaya kadar gidebilir.

Peki sicile işler mi?

Hayır. Zorla getirme bir ceza değildir, adli sicile geçen bir mahkûmiyet sonucu doğurmaz. Bu nedenle sabıka kaydında görünmez.

Ancak her ne kadar sicile işlemese de, kişinin kolluk eşliğinde mahkemeye götürülmesi son derece stresli ve istenmeyen bir durumdur. Bu yüzden çağrı kâğıdı geldiğinde mazeret varsa mahkemeye bildirmek, yoksa duruşmaya katılmak en sağlıklı yoldur.

HAGB’nin Uygulanamayacağı Suçlar Nelerdir?

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB), sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün belirli şartlarla açıklanmamasını ifade eder. Ancak bu kurum her dosyada uygulanmaz. Kanun bazı sınırlar koymuştur ve şartlar oluşmadan mahkemenin HAGB kararı vermesi mümkün değildir.

Bazı suçlar bakımından kanun koyucu HAGB uygulanmasına özel olarak izin vermemiştir. Bu nedenle mahkeme, diğer şartlar bulunsa bile bu tür dosyalarda hükmün açıklanmasını geri bırakamaz. Örneğin askeri veya idari nitelikteki disiplin suçları, yaptırım rejimi farklı olduğu için bu kapsamın dışındadır.

Benzer şekilde karşılıksız çek düzenleme HAGB uygulamasına kapalıdır. Aynı durum, şehirleşme ve kamu düzeni bakımından özel koruma altına alınan imar kirliliğine neden olma suçu yönünden de geçerlidir.

Bunların yanında, klasik anlamda hapis cezası sayılmayan; daha çok zorlayıcı ve yaptırıma uyulmasını sağlama amacı taşıyan disiplin veya tazyik hapsi gerektiren eylemlerde de HAGB kararı verilmez.

Yine Cumhuriyetin temel düzenini korumayı hedefleyen ve ayrı bir hukuki güvenceye bağlanan inkılap kanunlarında yer alan suçlar için de hükmün açıklanmasının geri bırakılması mümkün değildir.

Öncelikle en temel kriter şudur: Hükmolunan ceza 2 yılın üzerinde olmamalıdır. Mahkemece verilen hapis cezası kanundaki üst limiti aşıyorsa HAGB zaten gündeme gelmez.

Ayrıca sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûmiyetinin bulunması, mağdurun uğradığı zararın giderilmemesi ya da sanığın yeniden suç işlemeyeceği yönünde mahkemede olumlu kanaat oluşmaması hâlinde de HAGB uygulanmaz.

HAGB Sicile İşler mi? Ceza Sicili Nasıl Görünür?

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verildiğinde, kişi hakkında bir mahkûmiyet hükmü kurulmuş olsa da bu hüküm açıklanmadığı için adli sicil kaydına işlenmez. Yani HAGB kararı alan kişi, adli sicil belgesi aldığında bu dosyayı sabıka olarak görmez.

Bu durum uygulamada büyük bir rahatlama sağlar; çünkü kişi iş başvurularında, resmi işlemlerde veya sicil belgesi ibrazı gereken durumlarda HAGB kararından dolayı doğrudan olumsuz bir sonuçla karşılaşmaz.

Ancak bu, dosyanın tamamen yok olduğu anlamına gelmez. HAGB kararları adli sicilde değil, yalnızca yargı makamlarının erişebildiği ayrı bir sistemde tutulur. Bu kayıtlar kamuya açık değildir ve özel kişiler tarafından görülemez.

Denetim süresi sorunsuz tamamlandığında, yani kişi beş yıl boyunca kasıtlı bir suç işlemediğinde, HAGB kararı hukuken ortadan kalkar ve bu kayıtlar da herhangi bir sonuç doğurmaz.

Buna karşılık denetim süresi içinde kasıtlı yeni bir suç işlenirse, geri bırakılan hüküm açıklanır. İşte bu aşamada mahkûmiyet artık kesinleşme sürecine girer ve adli sicile işlenme ihtimali doğar.

Özetle; HAGB kararı tek başına sabıka kaydı oluşturmaz, ancak denetim süresinin ihlali hâlinde sonuçları ağırlaşabilir. Bu nedenle HAGB, “tamamen risksiz” değil ama doğru şekilde tamamlandığında kişiyi sicil bakımından koruyan bir hukuki imkândır.

İlginizi çekebilir:  Dedikodu suç mudur? Dedikodu nedeniyle manevi tazminat alınır mı?

HAGB Verilirse Suç Teşkil Eden Eylemden Ötürü Tazminat Davası Açma Hakkı Devam Eder mi?

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi, ceza mahkemesindeki yargılamanın belirli şartlarla askıya alınması anlamına gelir. Kurulan hüküm açıklanmadığı için sanık cezanın sonuçlarını hemen yaşamaz ve denetim süresi gündeme gelir.

Ancak bu durum, mağdurun uğradığı zararın ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Ceza dosyasında HAGB verilmiş olsa bile, suç nedeniyle maddi veya manevi zarara uğrayan kişi, genel mahkemelerde tazminat davası açma hakkını korur. Çünkü ceza yargılaması ile hukuk yargılamasının amacı farklıdır. Ceza davası kamu düzeni için yürütülür; tazminat davası ise zarar görenin kaybını gidermeye yöneliktir.

HAGB kararı, mağdurun hukuk mahkemesine başvurmasına engel değildir.

Elbette tazminat davasında hâkim, dosyadaki delilleri ve ceza dosyasının içeriğini inceler. Ancak sırf HAGB verilmiş olması, “artık tazminat talep edilemez” anlamına gelmez.

Özetle; ceza dosyasında hükmün açıklanması geri bırakılmış olsa bile, zarara uğrayan kişinin maddi ve manevi tazminat isteme hakkı devam eder.

Önödeme Nedir? HAGB ile Farkı Ne?

Önödeme, kanunun belirlediği bazı daha hafif suçlarda, devletin şüpheliye sunduğu bir “yargılamaya hiç girmeden dosyayı bitirme” imkânıdır. Savcılık tarafından hesaplanan miktar süresi içinde ödendiğinde kamu davası açılmaz; açılmışsa düşer. Kişi mahkeme önüne çıkmadan süreç sona erer.

HAGB’de ise durum farklıdır. Burada yargılama yapılır, mahkeme delilleri değerlendirir ve sanık hakkında bir mahkûmiyet hükmü kurar. Ancak belirli şartlar varsa bu hükmün açıklanması ertelenir ve kişi denetim süresine tabi tutulur.

Yani önödemede ortada henüz verilmiş bir mahkûmiyet yoktur; HAGB’de ise vardır ama açıklanması beklemeye alınmıştır.

Bir başka önemli fark da şudur:
Önödeme kabul edilirse dosya hemen kapanır ve mahkeme süreci yaşanmaz. HAGB’de ise yargılama bitmiştir; sadece cezanın sonuçları doğmaz.

Kişi açısından bakıldığında önödeme daha başta süreci sonlandırır. HAGB ise hüküm kurulmasına rağmen ikinci bir şans tanır: Denetim süresi sorunsuz geçerse ceza hiç doğmamış gibi kabul edilir.

Hangisinin daha avantajlı olduğu, dosyanın delil durumuna ve kişinin beklentisine göre değişir. Bazen hızlıca bitirmek, bazen de beraat ihtimali için yargılamaya devam etmek daha doğru strateji olabilir.

Önödeme Parası Mağdura mı Gider, Devlete mi?

Önödeme kapsamında yatırılan bedel mağdura değil, devlete ödenir. Bu para bir tazminat değildir. Amaç, kanunun daha hafif gördüğü bazı suçlarda yargılamayı hızla sonlandırmak ve kamu davasını düşürmektir.

Dolayısıyla önödeme yapıldığında mağdurun zararı otomatik olarak karşılanmış sayılmaz. Mağdurun maddi veya manevi kaybı varsa, ayrıca hukuk mahkemelerinde tazminat davası açma hakkı devam eder.

Uygulamada bazen şu yanlış anlaşılır: “Parayı yatırdım, dosya kapandı, artık kimse benden bir şey isteyemez.” Ceza dosyası bakımından doğru olsa da, özel hukuk anlamında zarar görenin talep hakkı sona ermez.

Uzlaşma Parası Mağdura mı Gider, Devlete mi?

Uzlaşmada yapılan ödeme devlete değil, doğrudan mağdura veya suçtan zarar görene gider. Çünkü uzlaşmanın amacı, taraflar arasındaki uyuşmazlığı gidermek ve mağdurun zararını telafi etmektir.

Taraflar uzlaşma görüşmelerinde bir miktar para ödenmesi, malın iadesi, zararın giderilmesi, özür dilenmesi ya da başka bir edimin yerine getirilmesi konusunda anlaşabilirler. Ne üzerinde mutabık kalınırsa, şüpheli ya da sanık bunu mağdura karşı yerine getirir.

Edim tamamlandığında ceza davası açılmaz ya da açılmışsa düşer.

Bu nedenle uzlaşmada ödenen para bir ceza değil, mağdurun tatminine ve zararın giderilmesine yönelik bir çözümdür.

Hangi Suçlar Önödeme Hangi Suçlar Uzlaşmaya Tabidir?

Ceza hukukunda önödeme ve uzlaşma kavramları sıklıkla birbirine karıştırılsa da, aslında amaçları ve sonuçları bakımından oldukça farklı iki ayrı mekanizmadır. Önödeme, devletin bazı suçları daha hafif nitelikte görmesi nedeniyle, belirli bir miktarın ödenmesi halinde yargılamadan vazgeçmesine imkân tanıyan teknik bir usuldür. Uzlaşma ise mağdur ile fail arasında bir anlaşma kurulmasını, zararların giderilmesini ve taraflar arasında barış sağlanmasını hedefler.

Önödeme kapsamına giren suçlar genellikle yaptırımı daha hafif olan, çoğu zaman adli para cezası veya üst sınırı düşük hapis cezası öngörülen fiillerdir. Savcılık, kanunda belirlenen hesaplama yöntemine göre bir miktar çıkarır ve bu bedelin yatırılması halinde kamu davası açılmaz; açılmışsa düşer. Bu süreçte mağdurun ayrıca rıza göstermesine gerek yoktur. Çünkü burada belirleyici olan, devletin cezalandırma yetkisinden belirli şartlarla vazgeçmesidir.

İlginizi çekebilir:  Resmi şekilde tahliye gerçekleşmeden kiraya verilen dairenin kilitlerinin değiştirilmesi haneye tecavüz suçunu oluşturur

Uzlaşmada ise durum tamamen farklıdır. Burada dosya, uzlaştırmacı aracılığıyla taraflara götürülür ve fail ile mağdurun bir anlaşmaya varıp varamayacağı araştırılır. Çoğu zaman mağdurun uğradığı zararın giderilmesi, maddi bir ödeme yapılması ya da farklı bir edimin yerine getirilmesi söz konusu olur. Taraflar el sıkışırsa dosya kapanır; anlaşma sağlanamazsa yargılama kaldığı yerden devam eder. Yani uzlaşmada son sözü söyleyen mağdurdur.

Uygulamada en çok karşılaşılan uzlaşma dosyaları; basit yaralama, taksirle yaralama, tehditin bazı türleri, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılığın basit şekli ya da kişilerin huzur ve sükûnunu bozma gibi suçlardır. Buna karşılık bazı suçlar vardır ki niteliği gereği uzlaşma kapsamına alınmamıştır. Özellikle cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlarda uzlaşma hükümleri uygulanmaz.

Özetle söylemek gerekirse önödemede kişi devlete kanuni bir bedel öder ve dosya teknik olarak kapanır; uzlaşmada ise mağdurla anlaşma sağlanır ve çoğu durumda ödeme doğrudan mağdura yapılır. Hangi yolun uygulanacağı, suçun basit mi yoksa daha ağır bir hali mi olduğuna göre değişebilir. Bu nedenle her dosyayı kendi özellikleri içinde değerlendirmek gerekir.

Mağdurun Affı (Şikâyetten Vazgeçme)

Bazı suçların takibi mağdurun şikâyetine bağlıdır. Bu tür suçlarda mağdur şikâyetinden vazgeçerse soruşturma veya dava düşebilir. Ancak bu, her suç için geçerli değildir.

Mağdurun vazgeçmesi sadece şikâyete bağlı suçlarda sonuç doğurur. Kamu adına re’sen takip edilen suçlarda mağdur affetse bile yargılama devam eder.

Şikayete bağlı olmayn suçlarda af olsa da dava devam eder.

Ev Hapsi Denetimli Serbestliğe Çevrilir mi?

Ev hapsi ile denetimli serbestlik çoğu zaman aynı şey zannedilir, fakat hukuki dayanakları ve uygulandıkları aşamalar farklıdır.

Ev hapsi (konutu terk etmeme) hem soruşturma ve kovuşturma sırasında bir adli kontrol tedbiri olarak uygulanabilir, hem de bazı durumlarda ceza kesinleştikten sonra infaz aşamasında gündeme gelebilir. Özellikle kadınlar, çocuklar, yaşlılar veya sağlık durumu elverişli olmayan kişiler bakımından cezanın konutta çektirilmesine karar verilebilir.

Denetimli serbestlik ise hükümlünün cezasının kalan kısmını toplum içinde, belirli yükümlülüklerle geçirmesidir. İmza verme, belli yerlere gitmeme, eğitim programına katılma gibi şartlar içerebilir.

Peki ev hapsi denetimliye döner mi?

Otomatik ve kendiliğinden bir dönüşüm yoktur. Ancak kişi cezaevinde veya konutta infaz sürecindeyken, yasal şartları oluşursa infaz hâkimliği tarafından denetimli serbestlik uygulanmasına karar verilebilir. Yani mümkün olabilir, fakat bu her dosyada olacak diye bir kural yoktur; ayrı bir değerlendirme yapılır.

Önödeme veya Uzlaşmayı Kabul Etmek Suçu Kabul Etmek Anlamına Gelir mi?

Bu soruya verilen yanlış cevaplar yüzünden pek çok kişi tereddüt yaşar.

Hukuken önödeme ya da uzlaşmayı kabul etmek, “suçu işledim” şeklinde açık bir ikrar anlamına gelmez. Kanun koyucu burada taraflara, yargılamayı uzatmadan dosyayı kapatma imkânı sunmaktadır.

Kişi;

  • risk almak istemediği için,
  • mahkeme süreciyle uğraşmamak için,
  • belirsizlikten kurtulmak için

bu yolu seçebilir.

Ancak şunu bilmek gerekir: Bu kurumlar kabul edildiğinde artık mahkeme delilleri tartışmaz, yargılama yapılmaz ve beraat etme ihtimali ortadan kalkar. Yani kişi hukuken suçunu kabul etmiş sayılmasa da, dosya kapanmış olur.

Karar verirken dosyanın gücü, deliller ve muhtemel sonuç iyi analiz edilmelidir.

Mağdur Önödemeyi Kabul Etmezse Ne Olur?

Önödeme, mağdur ile şüpheli arasında yapılan bir anlaşma değildir. Bu kurumda muhatap devlettir. Kanun koyucu bazı suçları daha hafif kabul etmiş ve belirli bir miktar para ödenmesi halinde devletin yargılama yapmamasına imkân tanımıştır. Bu nedenle mağdurun “ben kabul etmiyorum” demesi süreci durdurmaz. Savcılık tarafından çıkarılan tutar yatırıldığında kamu davası açılmaz ya da açılmışsa düşer. Mağdurun rızası aranmadan dosyanın kapanmasının sebebi de budur; çünkü burada vazgeçen taraf mağdur değil, cezalandırma yetkisini kullanmamayı tercih eden devlettir.

Mağdur Uzlaşmayı Kabul Etmezse Ne Olur?

Uzlaşmada ise belirleyici olan mağdurun iradesidir. Dosya uzlaştırmacıya gittiğinde mağdura ulaşılıp anlaşmaya yanaşıp yanaşmadığı sorulur. Mağdur kabul etmezse süreç o anda biter ve dosya normal ceza yargılaması olarak devam eder. Hatta şüpheli bütün şartları kabul etmeye hazır olsa bile mağdurun tek başına “hayır” demesi uzlaşmanın gerçekleşmemesi için yeterlidir. Çünkü uzlaşmanın amacı, taraflar arasında gerçek bir barış sağlanmasıdır; istemeyen kişiye anlaşma dayatılamaz.

Uzlaşma teklifini reddetmek herkesin hakkıdır. Kimse uzlaşmaya zorlanamaz.

Reddedildiğinde dosya normal ceza yargılaması prosedürü içinde ilerler. Savcılık yeterli şüphe görüyorsa iddianame düzenler ve mahkeme aşamasına geçilir. Bu durumda deliller toplanır, tanıklar dinlenir ve hakim sonunda beraat ya da mahkûmiyet kararı verir.

Bazen uzlaşma miktarı yüksek bulunabilir veya kişi kendini suçsuz görüyordur. Böyle durumlarda yargılamaya devam edilmesi tercih edilebilir. Ancak mahkûmiyet ihtimali ve verilebilecek ceza da göz önünde bulundurulmalıdır.

Fail Önödeme Teklifini Kabul Etmezse Dava Nasıl İlerler?

Önödeme önerildiği hâlde kabul edilmezse dosya kapanmaz. Savcılık soruşturmayı tamamlar ve şartları varsa kamu davası açar.

Bu durumda artık mahkeme süreci başlar. Sanık savunma yapar, deliller incelenir ve yargılama sonunda hüküm kurulur. Yani önödeme, davayı baştan bitirme fırsatı sunarken; kabul edilmediğinde dosya klasik yargılama yoluna girer.

Dolayısıyla önödeme teklifini reddetmeden önce, ileride karşılaşılabilecek ihtimallerin iyi değerlendirilmesi gerekir.

Değerlendirme

Paylaş:

Daha Fazla Yazı

KIDEM TAZMİNATI (2026)

İşçinin, işyerinde çalıştığı yılların karşılığı olarak hak kazandığı paraya “kıdem tazminatı” denir. Bir başka anlatımla, işçinin işyerine sadakatinin karşılığı olarak

Devamı»

İŞÇİNİN REKABET YASAĞI

Son zamanlarda yurtdışında süreli/süresiz projelerde çalışmaya giden Türk işçilerin sayısı artmaktadır. Türk işçilerin iş sözleşmelerinde genellikle “rekabet yasağı” maddesi yer

Devamı»

Narsist Eşten Nasıl Boşanılır?

Eşimin Narsist Olduğunu Öğrendim! Son dönemlerde psikolog seanslarında, danışanların eşlerinin kendilerine yönelik davranışlarını anlatmaları üzerine “eşiniz narsist” şeklinde teşhis konulmasıyla

Devamı»

Mesaj Gönderin

Whatsapp danışma için tıklayın