"Enter"a basıp içeriğe geçin

Enokomik şiddet nedeniyle (cimrilik nedeniyle) boşanma

Günümüzde erkekler daha çok eşinin malvarlığını ve maaşını soruşturup ona göre evlenme kararı almaktadır. Bu şekilde kurulan evliliklerde erkekler eşlerinin maaşına ve malvarlıklarına bir şekilde el koymaya çalışmaktadır. Bu nedenle açılan boşanma davaları artmıştır.

Eşin cimriliği, eşinin maaşına el koyup çay parası dahi vermemesi, eşinin malvarlıklarına el koyup bu varlıkları yönetmekten men etmesi, evin iaşesine ve zorunlu giderlerine katılmaması, kırılan bardakların dahi hesabını sorması, masraf olmasın diye eşinin soğukta veya karanlıkta oturtması ekonomik şiddete örnektir.

Pintilik ölçütü eşlerin gelir durumuna göre değerlendirilmelidir. Sonuçta ekonomik şiddet Yargıtay tarafından tanınmış bir olgudur. Bu tip şiddete uğrayan kişiler kanıtlamak kaydıyla boşanma davasında haklı çıkıp maddi ve manevi tazminata hak kazanabilirler. Ekonomik şiddetten dolayı boşanma için bu olgunun evlilik birliğini temelinden sarsması ve ortak yaşamın çekilmez hale gelmesi gerekmektedir

“Kocanın aşırı derecede tasarruflu davranışlarından diğer bir deyişle kocanın, elindeki parayı harcamaya kıyamayan, cimri, paragöz, eli sıkı, hasis, kısmık, nekes, pinti, sıkı, varyemez davranışlarından ötürü evlilik birliğine ilişkin görevlerini yerine getirmediği gerekçesi ile evlilik birliğinin temelinden sarsıldığına karar verilmiştir.

Şu yazımda da detaylandırdığım gibi, aşırı borçlanmak ve borçlarını ödememek, alacaklıların diğer eşi borçlardan ötürü rahatsız etmesi, eve devamlı haciz gelmesi, kumar oynamak ve kumar borçlarından dolayı evdeki eşyaları alacaklılara vermek ekonomik şiddet şeklidir.

Eşim maaşına el koyma bir ekonomik şiddet şekli olduğu gibi çalıştırmamak, işten çıkarttırmak evlilik yaşamı ile bağdaşmayacak yerlerde çalışmak da ekonomik şiddetten sayılmaktadır.
.
{(Hatta tarihte bilinen ilk içtihat olarak yayınlanan Sümerler devrinden kalma bu kararda da ekonomik şiddete uğrayan kadın lehine karar alınmıştır.)}

T.C.
ANKARA
8. AİLE MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2008/678
KARAR NO : 2008/898
DAVA TARİHİ : 11/06/2008
KARAR TARİHİ : 21/07/2008
Mahkememizde görülmekte bulunan davanın yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili tarafından verilen dilekçe üzerine yapılan yargılama sonucunda, davacı tanıklarının, “Tarafların uzun zamandır ayrı odalarda yatmaları bir yana gündüzleyin dahi ayrı odalarda oturduklarını, aralarındaki iletişimin tamamen koptuğunu, davacının hastalığı döneminde dahi davalı eşin otomobiliyle hastaneye götürmediğini, ilgi göstermediğini, kadının üzerinde bir taksi parasını ödeyebilecek kadar dahi para bulundurmasına izin vermediğini, gerek çalıştığı dönemde gerekse emekliliği sırasında da parasızlık çekmesine, içeceği çay parasını dahi hesaplamasına neden olduğunu, davalının kırılan bir çay bardağının dahi hesabını sorduğunu, kadının parasını kendisinin kullanmak istemesi durumunda ise, davalının “herkes kendi ihtiyacını karşılayacak” diyerek aile bütçesinde ikilik yarattığını” sözlerine dayanılarak mahkememizce boşanmaya karar verilmiştir.
Mahkememiz kararı temyiz incelemesi sonucunda “Tanık beyanlarında geçen olaylardan sonra evlilik birliğinin devam ettiği ve davacı kadından aktarılan olayların boşanmaya esas alınamayacağı” belirtilerek bozulmuştur. Bozma gerekçesinde devamla, “Dinlenen davacının tanıklarının, sözlerinin bir kısmı TMK’nun 166/1 maddesinde yer alan temelden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan beyanlar, bir kısmının ise sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibarettir” denilerek, davanın reddinin gerektiği belirtilmiştir.
Görüldüğü üzere Yargıtayla mahkememiz kararı arasındaki çelişki ispat hukukuna ilişkindir. Yargıtay kararında tanıkların dolaylı anlatımda bulundukları için anlatımların inandırıcı olmadığı belirtilmektedir.
Somut duruma baktığımızda tanıkların, davacı kadının eşiyle yaşadığı sorunları o an için görmemiş olmaları doğaldır. Olayda fiziki şiddet uygulanmadığı için sabah işe gelen kadını dövülmüş, gözü mor veya kolu askılı olarak da görmemişlerdir. Şayet böyle bir görünüme tanık olsalardı, muhtemeldir ki Yargıtay aşamasında da bu yoldaki anlatımlara itibar edilecekti. Olayda ise fiziksel şiddet olmamakla birlikte davacı bir çay parasına bile muhtaç duruma düşürülmüştür. Bu durumun aynen gözün morartılması, kolun bacağın kırılması gibi çalışma arkadaşları tarafından gözlenmesi olanaklıdır. Çünkü her gün aynı ortamda bulunan insanlar, nasıl fiziksel şiddet izlerine tanık oluyorlarsa, ekonomik şiddete de tanık olabilirler. Öyle ise yargıtayla aramızdaki temel ayrılık her ne kadar ilk bakışta ispat hukukuna ilişkin gibi gözükmekteyse de özde fiziksel şiddete yoğunlaşılıp ekonomik şiddetin gözden kaçırılmasından kaynaklanmaktadır.
Yinelemek gerekirse davacı kadın iş yerine dayak yemiş olarak gitseydi vücudundaki izler görüleceği için arkadaşlarının tanıklığı kabul edilecekti. Parasız bırakılması kendi maaşını kullanamaması ve iş arkadaşlarının onun süreklilik gösteren parasızlığını ve çaresizliğini gözlemeleri, bunu da duruşmada aktarmaları inandırıcı ve geçerli sayılmalıdır. Kaldı ki usul hukukumuzdaki yüzyüzelik ilkesi gereği anlatımların inandırıcı olup olmadığını ilk derece hakimi takdir edecektir.
Öte yandan öğretide Bireylerin çalışmalarının engellenmesi, çalışmaya zorlanmaları, kişisel kazançlara veya mal varlıklarına el koymak, bunları yönetmelerine engel olunmak şeklinde ortaya çıkan davranışlar ” olarak tanımlanan ekonomik şiddet, fiziksel şiddet gibi çoğunlukla görüldüğü üzere kendini ani ve öfke patlamaları biçiminde açığa vurmaz. (Tanım için Bkz; Yrd. Doç. Dr. Mehmet Erdem, Aile İçi Şiddet ve 4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun, Türkiye Barolar Birliği Dergisi Sy. 73 Kasım-Aralık 2007 s:56) Daha çok kişilik ve huyla ilgili olup sistematiktir ve süreklilik gösterir. Mağdurun bu tavrı algılaması, tepki göstermesi çok daha zordur ve uzun zaman ister. Kaldı ki somut olayda davalı erkek, mal varlığının yarısını davacı kadın adına kaydettirmiştir. Yani görünüşte iyi niyetlidir. Ama yaşamın sırf tasarrufla geçmeyeceği, bu arada bir ömrün de tükenip gideceğini anlamak için somut olayda davacı kadının emekli olması gerekmiştir. Öyle ise bozmadaki, “bir kısım olaylardan sonra evlilik birliğinin devam ettiği” yani örtülü af gerekçesi de ekonomik şiddetin yukarıda belirtilen niteliği gereği yerinde değildir. 
Sonuç olarak davacı ve davalı Adalet Bakanlığında farklı birimlerde çalışmışlardır. Davacı tanıkları, davacı kadının çalışma arkadaşlarıdır. Uzun yıllar aynı birimde aynı odada çalışan insanların, birbirlerinin özel yaşamlarına ilişkin olarak gözlemde bulunmaları ve bilgi sahibi olmaları doğaldır. Özellikle davacı kadının sürekli parasızlık çekmesinin, kırılan çay bardağının hesabını yapmak zorunda kalışının, çay parası ödemekte dahi sakınımlı davranmasının yani uğradığı ekonomik şiddetin çalışma arkadaşlarının gözünden kaçması düşünülemez. Bunun, gerek davacıdan gerekse kısıtlı da olsa görüştükleri davalıdan kaynaklanıp kaynaklanmadığına ilişkin gözlem yapmaları ve bilgi edinmeleri de kaçınılmazdır. Süreklilik taşıyan bu olguya davacı kadının uzun yıllar katlanmış olması, hiç olmazsa emeklilik döneminde bir parça olsun parasal rahatlık istemesine engel sayılmamalıdır. 
Bu açıklamalar ışığında, davacı tanıklarının tek yanlı da olsa davacı kadından edindikleri bilgi ve izlenimleri süreç içerisinde doğrulama şanslarının olacağı, sürekli aynı sıkıntılardan söz eden kadının sözlerinin, yaşanılan bu sıkıntıları bizzat gören tanıklarca doğrulanabileceği kabul edilmelidir. Kaldı ki davacı kadının hastalığı döneminde taksi parasını dahi ödeyememesi, davalı erkeğin cimriliği nedeniyle onu otomobili ile hastaneye götürmeyişi, tanıkların somut ve görgüye dayalı bilgileridir.
O halde, uzun yıllar eşinin aşırı hesaplı ve cimrilik ölçüsündeki tutumluluğuna dayanmak zorunda kalan kadının, ekonomik ve sosyal alanda özgür ve rahat yaşamak ve ekonomik şiddetten kurtulmak için açtığı davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği inancıyla önceki kararımızda direnilerek aşağıdaki yargı kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Yukarda açıklanan nedenlerle,
Mahkememiz kararında direnilmesine,
Davanın kabulüyle, davacı H. Ö. ile davalı M.Ö.’in TMK nunun 166/1. maddesi gereğince BOŞANMALARINA,

TC.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO 2008/2-695
KARAR NO 2008/710 YARGITAY İLAMI
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ Ankara 8. Aile Mahkemesi
TARİHİ 21/07/2008
NUMARASI 2008/678-2008/898
DAVACI H. Ö. vekili Av.A. F. Öztaş
DAVALI M. Ö. vekili Av.M. Yaycıoğlu
Taraflar arasındaki boşanma, maddi ve manevi tazminat “ davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara S.Aile Mahkemesince boşanma davasının kabulüne, maddi tazminat davasının kısmen kabulüne, manevi tazminat davasının reddine dair verilen 23.03200) gün ve 2006/318 E., 2007/329 K. sayılı karanın incelenmesi dayalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 15.042008 gün ve 2007/12410 E., 2008/5373 K. sayılı ilamı ile; (… Davacı tanık beyanlarında geçen c4aylardan sonra evlilik birliği devam etmiş olup, davacı kadından aktarılan olaylar boşanmaya esas alınamaz.
*Türk Medeni Kanununun 166/1-2 maddesi uyarınca; Boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit alması gerekir. Oysa dinlenen davacının tanıklarının sözlerinin bir kısmı Türk Medeni Kanununun 166/1 maddesinde yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan beyanlar olup, bir kısmı ise, sebep saiki açıklanmayan inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibarettir. Bu itibarla davanın reddi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava boşanma, maddi ve manevi tazminat isteğine ilişkindir.
Davacı vekili, tarafların 1972 yılında evlendiğini, davalının kavgacı ve geçimsiz bir yapısı olduğunu, davacının çalışırken maaşını emekli olduktan sonra da emekli aylığını elinden aldığını, eline çok az bir para vererek onunla geçinmesini istediğini, tarafların uzun zaman önce birbirlerinden koptuğunu, iki yabancı insan gibi ayrı odalarda yaşamaya başladıklarını ileri sürerek, tarafların boşanmalarına, davacı lehine 10.000 YTL maddi, 5.000 YTL manevi tazminat takdirine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Dayalı vekili, tarafların 34 yıllık evlilikleri boyunca davalının eşini üzecek herhangi bir kötü davranışının almadığını, davacının iddialarının asılsız olduğunu, evin geçimine yönelik her türlü ihtiyacın ortak kararlarla gerçekleştirildiğini, son üç buçuk yıldır davacının kendi maaşını kendisinin aldığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini cevaben bildirmiştir.
Mahkemenin boşanma davasının kabulüne,maddi tazminat davasının kısmen kabulüne ve manevi tazminat davasının reddine dair verdiği karar Özel Dairece yukarıda belirtilen nedenle bozulmuş, mahkemece uzun yıllar eşinin aşırı hesaplı ve cimrilik düzeyindeki tutumluluğuna dayanmak zorunda kalan kadının, ekonomik ve sosyal alanda özgür ve rahat yaşamak ve ekonomik şiddetten kurtulmak için açtığı davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle iki kararda direnilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, mahkeme kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, direnme kararı yerindedir.
Ne var ki davalı vekilinin sair temyiz nedenleri özel dairece incelenmemiş olduğundan, dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun bulunduğundan dosyanın dayalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için 2.Hukuk Dairesine gönderilmesine, 26.11.2008 gününde ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verirdi.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir