18 Yaşından Büyük Kız Çocuğu Kaç Yaşına Kadar Nafaka Alır?

Boşanma ve velayet sonrası nafaka yükümlülükleri, Türk Medeni Kanunu’nun temel konularından biridir. Özellikle çocukların nafaka alabilecekleri süre, ebeveynler tarafından sıkça merak edilen bir hukuki meseledir. Çocuk nafakası belirli şartlarla devam eder ve bu şartların gerçekleşmesi halinde erginlik sonrası da nafaka talep edilebilir.

Türk Medeni Kanunu’na göre, velayete sahip olmayan ebeveynin çocuğa iştirak nafakası ödeme yükümlülüğü, çocuğun 18 yaşını doldurmasına kadar devam eder. Bu yükümlülük çocuğun küçük olması nedeniyle ebeveynlerin bakım ve eğitim borcundan kaynaklanır. Nafaka, çocuğun bakım, eğitim ve korunması için gerekli giderleri kapsar ve mahkeme tarafından belirlenir.

18 Yaşından Sonra Nafaka Hakkı Devam Eder mi?

18 yaşını doldurmak, nafaka yükümlülüğünün otomatik olarak sona erdiği anlamına gelmez. Hukukumuzda çocuk küçük yaşlardaki bakım ihtiyacı nedeniyle nafaka alırken; ergin olduktan sonra kendi adına nafaka talep edebilmek için ayrı bir dava açması gerekmektedir.

Bu durumda aşağıdaki koşullar söz konusu olur:

  1. Çocuğun ergin olması (18 yaşını doldurması)
    → Nafaka, çocuk küçükken doğrudan taraflardan birinin açtığı taleple verilir.
  2. Ergin olduktan sonra eğitimine devam etmesi
    → Çocuk, yüksek öğrenim, üniversite, meslek yüksekokulu veya farklı eğitim türlerinde eğitimine devam ettiği sürece yardım nafakası talep edebilir. Bu nedenle erginlik sonrası nafaka “yardım nafakası” olarak nitelendirilir ve mahkemece eğitim süresi boyunca devam ettirilebilir.
  3. Ergin çocuğun kendi adına nafaka davası açması
    → 18 yaşından sonra nafaka alabilmek için çocuk kendi adına dava açmalıdır. Bu durumda nafaka, dava tarihinden itibaren bağlanır; geçmişe yönelik (örneğin 18–20 yaş dönemi için) nafaka geri alınamaz.

Eğitim Devam Ettiği Sürece Nafaka Alınabilir

Yargıtay uygulaması ve kanun hükümleri, ergin çocuğun eğitimine devam etmesi hâlinde nafaka yükümlülüğünün uzatılabileceğini kabul etmektedir. Bu yaklaşımın temel nedeni, ergin çocuğun henüz kendi geçimini sağlayacak düzeyde olmaması ve eğitim döneminin maliyet gerektirmesidir.

Örneğin:

  • 20 yaşındaki bir üniversite öğrencisi, maddi imkânsızlık nedeniyle eğitimini sürdüremeyecek durumdaysa, mahkemeye başvurarak eğitim nafakası talebinde bulunabilir.
  • Eğitim sona erdiğinde veya çocuğun kendi geliri olmaya başladığında nafaka yükümlülüğü kalkar.

Nafaka Ne Zaman Sonlanır?

18 yaşını doldurmak, nafaka yükümlülüğünü bitiren tek koşul değildir. Yardım veya iştirak nafakasının sonlanabileceği diğer durumlar şunlardır:

  • Çocuğun evlenmesi; nafaka yükümlülüğü bu durumda sona erer.
  • Nafaka borçlusunun veya nafaka alacaklısının ölümü.
  • Çocuğun yoksulluk halinin ortadan kalkması veya kendi gelirinin yeterli hâle gelmesi.

Yardım Nafakası ile İştirak Nafakası Arasında Fark Nedir?

  • İştirak Nafakası: Çocuk küçükken velayeti olmayan ebeveyne bağlanan nafakadır. Bu nafaka 18 yaşla birlikte doğal olarak biter.
  • Yardım Nafakası: Ergin olduktan sonra çocuk kendi adına dava açarak talep edebileceği nafakadır. Eğitim devam ettiği sürece ve belirli koşullar altında mahkemece takdir edilebilir.

Nafaka Miktarı Nasıl Belirlenir?

Mahkeme, nafaka miktarını belirlerken aşağıdaki hususları değerlendirir:

Çocuğun yaşam standardı, çocuğun ihtiyaçları ve eğitim giderleri, nafaka ödeyecek ebeveynin gelir ve ödeme gücü dikkate alınır. Bunlar hep şahit beyanlarıyla hem dava açılınca polis tarafından düzenlenen sosyoekonomik durum raporuyla tespit edilir.

Nafaka Davasında Nafaka Hangi Tarihten İtibaren Bağlanır?

18 yaşını doldurmuş bir kız çocuğu için nafakanın ne zamandan itibaren başlayacağı konusu uygulamada sıkça yanlış biliniyor. Çoğu zaman baba uzun süredir hiçbir maddi destek sağlamadığı için, geriye dönük olarak o boşlukta kalan ayların da toplu şekilde talep edilebileceği düşünülüyor. Oysa hukuki durum farklıdır. Çocuk ergin olduktan sonra artık iştirak nafakası kendiliğinden devam etmez; eğitimine devam ediyorsa kendi adına yardım nafakası davası açması gerekir. Mahkeme de nafakaya kural olarak dava tarihinden itibaren hükmeder. Yani baba aylarca para göndermemiş olsa bile, dava açılmadan önceki dönem için geçmişe dönük nafaka bağlanmaz. Nafaka, dava dilekçesinin mahkemeye verildiği tarihten itibaren işlemeye başlar ve karar verildiğinde o tarihten sonraki birikmiş tutar toplu şekilde tahsil edilebilir. Bu nedenle 18 yaşını geçmiş, üniversite ya da başka bir eğitim programına devam eden ve maddi desteğe ihtiyaç duyan kız çocuğunun hak kaybı yaşamaması için süreci geciktirmeden dava açması önemlidir; aksi halde dava açılmadan geçen süre hukuken nafaka alacağına dönüşmez.

İlginizi çekebilir:  Ziynet eşyası davasında, düğünde emanet olarak göstermelik takılıp sonradan geri alınan altınların durumu nedir?

18 Yaşından Büyük Erkek Çocuk Nafaka Alabilir mi?

Uygulamada sıkça karşılaşılan yanlış inanışlardan biri, 18 yaşını dolduran erkek çocuğun nafaka hakkının tamamen sona erdiği yönündedir. Oysa Türk Medeni Kanunu’nda nafaka bakımından kız ya da erkek çocuk arasında bir ayrım yapılmaz. Önemli olan çocuğun cinsiyeti değil; eğitim durumunun devam edip etmediği ve kendi geçimini sağlayabilecek bir gelirinin bulunup bulunmadığıdır.

Çocuk 18 yaşını doldurduğunda iştirak nafakası kural olarak sona erer. Ancak ergin olan erkek çocuk eğitimine devam ediyorsa ve henüz kendi ekonomik bağımsızlığını kazanamamışsa, bu kez yardım nafakası talep edebilir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, nafakanın artık velayet sahibi ebeveyn tarafından değil, bizzat ergin çocuk tarafından talep edilmesidir. Üniversite, yüksek lisans ya da mesleki eğitim süreci devam ettiği ve çocuğun düzenli bir geliri bulunmadığı sürece mahkeme yardım nafakasına hükmedebilir.

Nafaka Hakkı Hangi Şartlarda Devam Eder?

18 yaşından büyük erkek çocuğun nafaka alabilmesi için gerçekten eğitime devam ediyor olması ve maddi desteğe ihtiyaç duyması gerekir. Eğer çocuk fiilen çalışıyor, düzenli gelir elde ediyor ya da kendi geçimini sağlayabilecek ekonomik güce ulaşmışsa nafaka talebi kabul edilmez. Mahkeme her somut olayda tarafların ekonomik durumunu, çocuğun eğitim giderlerini ve ebeveynin ödeme gücünü birlikte değerlendirir.

KPSS Kursuna veya Üniversite Hazırlık Kursuna Dershaneye Giden Çocuğa Nafaka Ödenir mi?

Evet. Çoçuk üniversite bitirimiş olup Kpss kursuna devam etse de üniversiteye hazırlansa da açıköğretimde okusa da annesinden, babasından veya mevcut farklı akrabasından yardım nafakası isteyebilir.

18 Yaşına Gelen Çocuğun Nafakası Nasıl Kaldırılır?

Kanunen iştirak nafakası 18 yaşına girmekle kendiliğinden kalkar. bu nedenle icra dairesine talepte bulunarak kaldırılması istenir. Eğer içra dairesi nafaka dosyasını kapatmıyorsa şikayet davası açılarak nafaka kaldırılır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu         2018/904 E.  ,  2019/1181 K.

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi

Taraflar arasındaki “yardım nafakasının kaldırılması” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 4. Aile Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 27.04.2016 tarihli ve 2016/228 E., 2016/694 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 04.05.2017 tarihli ve 2016/15392 E., 2017/6543 K. sayılı kararı ile;
“…Davacı vekili dilekçesinde; davalı kızı lehine 325 TL yardım nafakasına hükmedildiğini, davalının Ziraat Fakültesinden mezun olduğunu, çalışabilecek ve yaşamını idame ettirecek durumda olduğunu, bu nedenle nafakanın kaldırılmasına karar verilmesini ve 20.05.2013 tarihinden sonra haksız olarak ödenen yardım nafakasının istirdadını talep ve dava etmiştir. Bozmadan sonra davacı vekili, geçmişe yönelik nafakanın tahsili yönündeki talebini atiye terk etmiştir.
Davalı vekili; davalının, 2013 Haziran ayında okulu bitirdiğini, KPSS kursuna yazıldığını ücretini çalışarak ödediğini, annesinin ev hanımı olup 378 TL yetim maaşı aldığını davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece; davalıya ödenmekte olan yardım nafakasının iş bu davanın açıldığı 10.01.2014 tarihinden geçerli olmak üzere kaldırılmasına, daha önceden ödenen nafakaların iadesi konusunda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının yerinde bulunmadığından reddi gerekir.
2)TMK. nun 364.maddesine göre; “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür.”
Aynı Kanunun 365/2.maddesinde de; “Dava, davacının geçinmesi için gerekli ve karşı tarafın mali gücüne uygun bir yardım isteminden ibarettir.” düzenlemesi yer almıştır.
Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 gün ve 1998/656-688 sayılı ilamında da; “…yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür (eğitim) gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların…” yoksul kabul edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Yardım nafakası, aile bireylerini yoksulluk ve düşkünlükten kurtarmaya ilişkin bir nevi sosyal yardımlaşma olup, ahlak kuralları ile geleneklerin zorunlu kıldığı bir ödevdir.
Aile bağlarının herhangi bir nedenle zayıflamış olması da yükümlülüğü ortadan kaldıran bir neden olarak düzenlenmemiştir. Bu nedenlerle kanun koyucu, yardım nafakasını kişinin ve toplumun vicdanına bırakmamış, kanuni bir ödev olarak düzenlemiştir.
Okumakta olan kişi kendi emek ve geliriyle yaşamını sürdürmekten yoksun ise, ana babasından öğrenimini tamamlayıncaya kadar yardım nafakası isteyebilir. Ne var ki, bunu vermekle yükümlü tutulacak kişilerin geçim sıkıntısına düşürülmemesi asıldır.
Somut olayda, davalı üniversite mezunu ise de; dava tarihi itibariyle herhangi bir işte çalışmadığı, bitirdiği okul itibariyle ülkemiz şartlarında hemen iş bulma imkânında olmadığı, işe girebilmek için davalının KPSS kursuna gittiği ve davacı babanın şimdilik yardımına muhtaç olduğu anlaşılmakla; nafakanın kaldırılması isteminin reddine karar verilmesi gerekirken yardım nafakasının kaldırılmasına karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir…”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, yardım nafakasının kaldırılması istemine ilişkindir.
Davacı vekili; davalının müvekkilinin kızı olduğunu ve müvekkili tarafından aylık 325,00TL yardım nafakası ödendiğini, davalının 20.05.1988 doğumlu olup Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümünden Haziran 2013 tarihinde mezun olduğunu, gördüğü eğitimini tamamlaması ve yaşamını idame ettirecek olanaklara sahip olması nedeniyle babasının yardımına ihtiyacı kalmadığını ileri sürerek yardım nafakasının davalının yirmi beş yaşını doldurduğu 20.05.2013 tarihi itibariyle kaldırılmasını ve bu tarihten sonra haksız ödenen yardım nafakasının müvekkiline iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama sırasında yardım nafakasının iadesine yönelik taleplerini atiye bıraktıklarını belirtmiştir.
Davalı vekili; her davanın açıldığı tarihe göre değerlendirilmesi gerektiğini, müvekkilinin mezun olduktan sonra iş bulamadığını ve halen KPSS kursuna devam ettiğini, bu nedenle babasının yardımına ihtiyacı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Yerel Mahkemece; davalının Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümünden mezun olduğu, bitirdiği okul ve mesleği itibariyle iş bulma ve çalışma imkânına sahip olduğu, iş bulma imkânı varken çalışmayan meslek sahiplerinin TMK’nın 364. maddesi gereğince yardım nafakasına hak kazanamayacağı, zira yardım nafakasına hak kazanabilmek için ergin olduktan sonra eğitimin devam ediyor olması gerektiği gerekçesiyle davalıya ödenen yardım nafakasının dava tarihi itibariyle kaldırılmasına ve geçmişe yönelik yardım nafakasının iadesi talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece; önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda davalının üniversiteden mezun olması ancak halen iş bulamaması ve Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) için kursa gidiyor olması karşısında davacı tarafından davalıya ödenen yardım nafakasının kaldırılma şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için anayasal bir hak olarak eğitim hakkından kısaca bahsedilecek ve genel olarak nafaka ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 328. ve 364. maddeleri ele alınacaktır.
Bilindiği üzere, bireyin ve toplumun güncel yaşamı ile birlikte gelecekteki gelişimi için eğitim oldukça önemlidir. Toplumların ilerlemesi ve ülkelerin kalkınması ancak o ülkede yaşayan insanların eğitilmesi, onlara yeteneklerine uygun beceriler kazandırılması ile mümkündür. Kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirmesi yine sosyal ve ekonomik yaşantısının devamlılığı için eğitim olanaklarından yararlanması zorunludur. Bu minvalde temel bir insan hakkı olan eğitim hakkı bir dizi uluslararası sözleşmede olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile de doğrudan garanti altına alınmıştır.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 17/1. maddesinde herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu, 27/1. maddesinde, herkesin, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahip olduğu, 42. maddesinde, kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağı düzenlenmiş, 58. maddesinde de, devletin gençliği korumak için gerekli tedbirleri alacağı vurgulanmıştır.
Nafaka alacaklılığı, çocuğun bireyselliğinin bir parçasıdır. Hukukumuzda, çocuk kendisini dünyaya getiren ana ve babasından bakım parası isteyebilir. Bu onun en doğal hakkıdır. Ana ve babanın bu nafaka yükümü sosyal yardım ve dayanışma düşüncesinden kaynaklanır; onların velayet hakkından bağımsızdır (Serozan, R.: Çocuk Hukuku, İstanbul 2005, s. 112 vd.).
Öte yandan, aile bireylerinden birinin yoksulluğa düşmüş olması hâlinde, diğerlerinin onun yardımına koşmaları da ahlak kurallarının gereğidir. Fakat bu gereklilik bir hukuk kuralı hâline gelmediği sürece, aile bireylerini yoksulluk içinde bulunan hısımlarına yardım etmeye zorlamak imkânı yoktur. Diğer taraftan, yoksulluğa düşmüş olan bir hısıma yardım etmemek, “aile dayanışması fikrine” aykırı düştüğü gibi, toplumun hak duygusunu da zedeler. İşte, kanun koyucular bütün bu düşüncelerle bir kimseyi, yoksulluğa düşmüş olan hısımlarına yardım etmeye zorlarlar ki, buna nafaka yükümlülüğü denir (Akıntürk, T./Ateş Karaman, D.: Türk Medeni Hukuku, Aile Hukuku II. Cilt, İstanbul 2012, s. 444 vd. ).
Yardım nafakası, aile bireylerini yoksulluk ve düşkünlükten kurtarmaya ilişkin bir nevi sosyal yardımlaşma olup ahlak kuralları ile geleneklerin zorunlu kıldığı bir ödevdir. Aile bağlarının herhangi bir nedenle zayıflamış olması da yükümlülüğü ortadan kaldıran bir neden olarak düzenlenmemiştir. Bu nedenle kanun koyucu, yardım nafakasını kişinin ve toplumun vicdanına bırakmamış, kanuni bir ödev olarak düzenlemiştir.
Kanun koyucu, bu kapsamda aile bireylerinin ekonomik olarak korunması amacıyla TMK’nın 328. ve 364/1. maddelerinde düzenleme yapmıştır.
Buna göre, TMK’nın 328. maddesi “Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder. Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler.” hükmünü içermekte olup 4721 sayılı TMK’nın 364/1. maddesinde ise “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere, kanun koyucu TMK’nın 328/2. maddesinde getirdiği yeni hükümle, eğitime verdiği önemi vurgulamış ve öğrenimlerini başarıyla sürdürmekte olan çalışkan ergin öğrencileri desteklemiş olmaktadır (Akıntürk/ Ateş Karaman, s. 317).
743 sayılı Medeni Kanun’un yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.03.1963 tarihli ve 2/99-21 sayılı içtihadındaki; “Babanın sosyal durumu bakımından çocuğun okutulmasının gerekmesi halinde iştirak nafakasının çocuğun erginleşmesinden sonra da (okumaya devamı sebebiyle) ödenmesi, Medeni Kanunun hükümlerindendir. Zira evlilik birliğinin boşanma ile ortadan kalkmış olması, ana ve babanın çocuğa karşı olan borçlarında bir değişiklik meydana getirmez. Diğer deyimle, ana ve babanın beraber yaşaması halinde nasıl her ikisi beraberce çaba göstererek çocuğu sosyal durumlarına göre okutmakla ödevli idiyseler, boşanmadan sonra dahi bu ödevleri sona ermez.” ilkesi, kanun koyucu tarafından TMK’nın m. 328/2. hükmüyle yasal kural hâline getirilmiştir.
Yoksulluğun hukuksal kavramı ise mevzuatımızda tanımlanmamıştır. Belirtmek gerekir ki, yoksulluk ekonomik ve sosyal koşullarla doğrudan ilgilidir. O nedenle, bunu ülkenin ekonomik ve sosyal koşulları altında belirlemek gerekir. Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir (T.C. Anayasası m.17/1). Şu hâlde, bu temel hakkın tabii sonucu olan yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek yerinde olur.
Günümüzdeki ağır ekonomik koşullar karşısında eğitimle çalışmayı bir arada sürdürmenin mümkün olmayacağı, bir kural ve karine olarak kabul edilmelidir (Hukuk Genel Kurulunun 12.5.1999 tarihli ve 1999/2-288 E., 1999/294 K. sayılı kararı).
Somut olaya gelince; dava tarihi itibariyle davalı çocuk reşit olup, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji bölümünden mezun olmakla birlikte KPSS kursuna devam etmektedir. Davacı babanın ise Türkiye Atom Enerjisi Kurumunda uzman olarak çalıştığı ve aylık 3.000,00 TL gelirinin bulunduğu anlaşılmaktadır.
Günümüz şartları gözetildiğinde çocuğun üniversiteden mezun olması başlı başına eğitim hayatının sona erdiği anlamına gelmemektedir. Zira çocuğun edindiği meslekle ilgili bir işe yerleşebilmesi için yabancı dil kursu, Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) kursu, sertifika programı gibi faaliyetlere katılması gerekli olup, bu gibi faaliyetlerin eğitimin devamı olarak kabul edilmesi zorunluluk arz etmektedir. Ayrıca çocuğun okulunu bitirip, iyi bir işe girmesi, çocuğun olduğu gibi babanın da yararına bulunmaktadır.
Yerel mahkemece direnme kararında; davalının bitirdiği okul ve mesleği itibariyle iş bulma ve çalışma imkânına sahip olduğu, iş bulma imkânı varken çalışmayan meslek sahiplerinin TMK’nın 364. maddesi gereğince yardım nafakasına hak kazanamayacağı gerekçesine yer verilmiş ise de, TMK’nın 328. maddesi ergin çocuğun eğitiminin devam etmesi hâlinde ana ve babanın durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde yardımda bulunmalarını bir yükümlülük olarak öngörmüştür. Dolayısıyla davacı babanın aylık gelirinin 3.000,00TL olduğu dikkate alındığında KPSS kursuna giderek eğitimine devam eden ve düzenli bir geliri bulunmayan çocuğuna bir miktar nafaka ödeyebileceği kuşkusuzdur. Bu durumda davacı babanın eğitimine devam eden ve yoksulluğa düşmüş olan çocuğuna yardım etmesi bir zorunluluktur.
Öte yandan yargılama aşamasında davalının eğitiminin sona erdiği ve 23.05.2016 tarihinde bir şirkette işe başladığı, sonuç olarak bu tarihten itibaren babasının yardımına ihtiyacı kalmadığı anlaşılmaktadır.
Şu hâlde, davalının dava tarihi itibariyle eğitimine devam ettiği ve babasının yardımına ihtiyaç duyduğu, ancak işe başladığı tarihten itibaren babasının yardımına ihtiyacı kalmadığı gözetilerek yardım nafakasının davalının işe başladığı 23.05.2016 tarihi itibariyle kaldırılmasına karar verilmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, yerel mahkeme direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekir.
Diğer taraftan, gerekçeli karar başlığında dava tarihi 10.01.2014 olmasına rağmen 03.08.2017 olarak gösterilmesine ilişkin yanlışlık, mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliği taşıdığından bozma nedeni yapılmamıştır.
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatıran geri verilmesine, aynı Kanun’un 440/III-1. maddesine göre karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 14.11.2019 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

İlginizi çekebilir:  Ziynet Eşyalarının İadesi Davasında Taraflar Neleri İspatlamalıdır


4.6/5 - (53 votes)

Paylaş:

Daha Fazla Yazı

KIDEM TAZMİNATI (2026)

İşçinin, işyerinde çalıştığı yılların karşılığı olarak hak kazandığı paraya “kıdem tazminatı” denir. Bir başka anlatımla, işçinin işyerine sadakatinin karşılığı olarak

Devamı»

İŞÇİNİN REKABET YASAĞI

Son zamanlarda yurtdışında süreli/süresiz projelerde çalışmaya giden Türk işçilerin sayısı artmaktadır. Türk işçilerin iş sözleşmelerinde genellikle “rekabet yasağı” maddesi yer

Devamı»

Narsist Eşten Nasıl Boşanılır?

Eşimin Narsist Olduğunu Öğrendim! Son dönemlerde psikolog seanslarında, danışanların eşlerinin kendilerine yönelik davranışlarını anlatmaları üzerine “eşiniz narsist” şeklinde teşhis konulmasıyla

Devamı»

Mesaj Gönderin

Whatsapp danışma için tıklayın