"Enter"a basıp içeriğe geçin

Nikahta belirlenen mehirin dava edilmesi

Çeyiz senedi veya mehir senedi Türk hukukunda bağışlama vaadi sözleşmesi hükmündedir. Bağışlama vaadi sözleşmesi yazılı yapılmak kaydıyla geçerlidir. Yani yazılı şekilde yapıldığı takdirde nikahta belirlenen altın miktarı boşanma halinde icra edilebilmektedir. Yazılı yapılmamışsa dava ve icra edilememektedir.

ÖZET: Davalılar delil listelerinde yemin deliline de dayanmadıklarından mehir senedine ilişkin taahhütlerini yerine getirdikleri konusunda davacıya yemin teklif etme haklarının hatırlatılması da mümkün değildir. O halde, mehir senedinde yazılı ziynet ve çeyiz eşyalarına ilişkin taahhüdün yerine getirildiği hususu davalılar tarafından yazılı delille ispatla namadığından, davacının ziynet ve çeyiz eşya larının aynen iadesi mümkün olmadığı takdirde bedellerinin tahsiline yönelik davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Y. HGK E: 2014/6-426 K. 2015/2623 T: 18.11.2015
Taraflar arasındaki “ziynet ve çeyiz eşyalarının aynen iadesi, buluna-
madığı takdirde bedellerinin tahsili” davasından dolayı yapılan yargıla
ma sonunda; Cihanbeyli Asliye Hukuk Mahkemesince (Aile Mahkemesi
sıfatıyla) davanın reddine dair verilen 27.12.2011 gün ve 2009/359 E.,
2011/716 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilme
si üzerine, Yargıtay 6.Hukuk Dairesi’nin 03.10.2013 gün ve 2013/8623 E.,
2013/13530 K. sayılı ilamı ile;
(…Dava, ziynet ve çeyiz eşyalarının aynen iadesi, olmadığı takdirde
bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar
verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı dava dilekçesinde, davalı İ. ile boşandıklarını tarihsiz mehir
senedi ile davacıya bağışlanan çeyiz ve ziynetlerin davalılar yedinde
kaldığını, davalılar boşandıktan sonra bu eşyaları vermedikleri gibi
bedelini de vermeye yanaşmadıklarını belirterek ziynet ve çeyiz eşya
larının aynen iadesi, aynen olmadığı takdirde bedelinin tahsilini iste
miştir. Davalılar davacı ile 1998 tarihinde evlenildiğini eşlerin birlikte
Almanya’ya yerleştiklerini, eşlerin geçimsizlik nedeniyle 2004 yılında
ayrıldıklarını, ayrılmalarından bir yıl sonra tekrar birleştiklerini bu sefer
Danimarka’ya yerleştiklerini, ikinci birleşmelerinde davaya konu
mehir senedinin düzenlendiğini ve Almanya’da alınan ziynet ve eşya
ların bu senede yazıldığını, davacının Almanya’da ki eşyaları satıp pa
rasını da kendisinin aldığını, ziynet eşyalarının ise halen kendisinde
olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlar. Mahkemece dava
lıların savunmaları doğrultusunda davanın reddine karar verilmiştir.
Davada dayanılan çeyiz senedi tarihsiz olup, 28 kalem çeyiz ve ziy
net eşyasının doğabilecek anlaşmazlık sonucu davacıya o günkü değe
ri karşılığında ödeneceği kararlaştırılmış, senet metni davalılar tara
fından imzalanmıştır. Yine bu senedin evlendikten yaklaşık yedi sene
sonra imzalandığı da taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir.
Davacı da, anılan senede dayanarak taahhüt edildiği halde alınma
yan ziynet ve çeyiz eşyalarının aynen, olmadığı takdirde bedelini talep
etmektedir. Söz konusu eşyalar taraflar arasında senede bağlanmış
olup, davalı eş ve kayınpeder açısından bağlayıcıdır. Dolayısıyla da
valılar senette belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadır.
Taraflar arasındaki sorunun genel ispat kurallarına göre çözümlenme
si gerekir. 4721 sayılı TMK’nın 6. maddesine göre, Kanunda aksine bir
hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olgu
ların varlığını ispatla yükümlüdür. Davacı iddiasını varlığı inkar edil
meyen adi yazılı belge niteliğindeki mehir senedi ile kanıtlamıştır. Da
valı bunun aksini iddia ettiğine göre, 6100 sayılı HMK’nın 201. maddesi
gereğince, (Mülga HUMK’un 290. maddesi) senede karşı senetle ispat
kuralı gereğince savunmasını tanıkla ispat edemez. Yine aynı kuvvette
yazılı belgeyle ispat etmesi gerekir. Davalı böyle bir belge ibraz ede
memiştir. Davalı delil listesinde yemin deliline de dayanmadığından
mehir senedindeki taahhüdünü yerine getirdiğini hiçbir yasal delil ile
kanıtlayamamıştır. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi ge
rekirken yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru değildir…)
gerekçesiyle dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama
sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davacı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde
temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra ge-
reği görüşüldü:
Davacı vekili, davalılardan İ.B.nin müvekkilinin boşandığı eşi, diğer
davalı B.B.’nin ise kayınpederi olduğunu, müvekkilinin Deldom Mahke-
mesi’nin kesinleşen kararı ile davalı İ.B.’den boşandığını, kesinleşen bu
ilamın tanınması ve tenfizi için Konya Aile Mahkemesi’nde dava açıldı

ğını, davalıların müştereken imzalayıp verdikleri tarihsiz mehir senedi
ile listede belirtilen ziynet ve çeyiz eşyalarını müvekkile bağışladıklarını,
eşyaların tamamının davalılar yedinde kaldığını, davalıların boşanmadan
sonra bu eşyaları vermedikleri gibi bedelini vermeyi de reddettiklerini,
alacaklarının bulunduğu senedin şahitler huzurunda imzalandığını ve
Sağlık Köyü Muhtarı tarafından da onaylandığını belirterek fazlaya ilişkin
hakları saklı kalmak kaydıyla 24 parça (113 adet) çeyiz eşyasının aynen,
bu mümkün değilse 35.000,00 TL bedelinin davalılardan tahsiline karar
verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davacı ile müvekkillerinden İ.B’nin 1998 tarihinde ev-
lendiğini, düğünlerini Almanya’da yaptıklarını ve Almanya’da yaşamaya
başladıklarını, bir süre sonra taraflar arasında geçimsizlik başladığını ve
2004 yılında ayrıldıklarını, komşuların araya girmesi ile tekrar birleştik
lerini ve Danimarka’ya yerleştiklerini, ikinci birleşmelerinde dava konusu
senedin tanzim edildiğini ve Almanya’da alınan çeyiz ve ziynet eşyalarının
bu senede yazıldığını, davacının müvekkili ile arasının açılmasından son-
ra Almanya’da yaşadıkları evde bulunan tüm eşyaları üst kat komşusu
R.Y.’nin oğluna satıp parasını aldığını, davaya konu yapılan ziynet eşyala-
rını ise bankada bir kasaya koyduğunu, müvekkilinden talep edilen ziy
net eşyalarının davacıda olduğunu ve bankada muhafaza edildiğini, iddia
edildiği gibi ziynet ve çeyiz eşyalarının müvekkilinin yanında kalmadığını,
müvekkillerinden B.B.’nin bu eşyalar ile hiçbir ilgisinin olmadığını belir-
terek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dinlenen davacı ve davalı tanıklarının, taraflar arasında
düzenlenen çeyiz senedinin tarafların evlenmesinden yaklaşık 5-10 yıl
kadar sonra düzenlendiğini, bu eşyaların davalılar tarafından davacıya
alınıp alınmadığı, alınmışlar ise şu anda kimde olduklarını bilmediklerini
belirttikleri, bir an için Yargıtay’ın yerleşik kazanmış içtihatları doğrultu-
sunda davacı tarafa yemin teklif etme hakkı bulunduğunun hatırlatılma
sı gerektiği düşünülebilecek olsa da, dosya kapsamında dinlenen davalı
tanığı Z.S.’nin mahkemece alınan beyanında, çeyiz senedinde belirtilen
tüm eşyaların davalılar tarafından davacıya alındığını, çeyiz senedinde be-
lirtilen eşyaların tamamının (ziynet eşyaları dahil) davacının uhdesinde
kaldığını belirttiği, davalının müşterek konutu terk ederek tüm eşyaları
davacıya bıraktığı, dosya içerisinde bulunan “Ayrılık Davalarında Müza-
kere Protokolü Başkent Devlet İl İdare Müdürlüğü”ne ait 2007/112-22873
nolu kararda davacının ortak konutta bulunan tüm eşyaları aldığı, ortak
konutun davacıya verildiği, çeyiz senedinde belirtilen eşyaların tamamı
nın davacının uhdesinde bulunduğunun mahkemece sabit görüldüğü ge-
rekçeleri ile davanın reddine karar verilmiş; kararın davacı vekili tarafın-
dan temyizi üzerine Özel Dairece, metni yukarıda başlık bölümüne alınan
gerekçeler ile hüküm bozulmuş; mahkemece, önceki gerekçeler genişletil
mek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararını davacı vekili temyize getirmektedir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava-
nın ispatına ilişkin olup; davacının sunduğu çeyiz senedine karşı davalı
ların iddialarının kanıtlanması için tanık dinlenip dinlenemeyeceği nokta-
sında toplanmaktadır.
Konunun aydınlatılması için ispat hukuku yönünden geçerli kurallara
değinmekte yarar vardır:
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun “İspat Yükü” başlıklı
6.maddesinde; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan
her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” ifa-
desine yer verilmiştir.
Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluştu-
ran vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar
dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 287.maddesi
(6100 sayılı HMK m.189/3);
“Kanunun muayyen bir delil ile ispatını emreylediği hususlar başka
suretle ispat olunamaz. İki tarafça muayyen deliller ile ispatı tahriren ka-
bul edilmiş olan veya muhakeme esnasında olveçhile beyinlerinde karar
verildiği ikrar olunan maddeler hakkında başka delil kabul olunmaz.”
Hükmünü amirdir.
Aynı Kanunun 288.maddesinde (6100 sayılı HMK m.200/I) “senetle is-
pat” ve 289. maddesinde (6100 sayılı HMK m.200/II) de “senetle ispat
gereken hallerde karşı tarafın açık muvafakati ile tanık dinlenebileceği”
hususları düzenlenmektedir.
Yine Aynı Kanunun 290.maddesinde (6100 sayılı HMK m.201);
“Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı defi olarak ileri sürülen ve
senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte
bulunan hukuki işlemler …liradan az bir miktara ait olsa bile tanıkla
ispat olunamaz.”
denilmekte ;
293.maddesinde de(6100 sayılı HMK m.203);
“Aşağıdaki hallerde her halde şahit ikame olunabilir:
1-Usul ve füru, birader ve hemşire veya karı koca ve kayınpeder ve
valide ile damat ve gelin arasındaki muameleler,
2-Cürümden mütevellit olsun olmasın tazminatı müstelzim fiiller,
3-Yangın veya kazayı bahri veyahut düşman istilası gibi senet alınması
gayrimümkün veya fevkalade müşkül hallerde yapılan muameleler.
4-Halin icabına ve iki tarafın vaziyetlerine nazaran senede raptı müte-
amilolmıyan muameleler,
5-Akitlerde hata, hile, gabin, cebir ve ikrah vukuu.”
hükmü yer almaktadır.
Usul hukukumuzda senede karşı senetle ispat zorunluluğu ilkesi kabul
edilmiştir. Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı def’i (savunma) ola-
rak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya
azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, m.290’daki meblağdan az bir
miktara ilişkin olsa bile tanıkla ispat olunamaz; ancak senet (kesin delil)
ile ispat edilebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, senede karşı senetle ispat
zorunluluğuna ilişkin kuralın istisnaları da m.293’de belirtilmiştir.
Bunun yanında, 18.03.1959 gün ve 18/21 sayılı Yargıtay İçtihadı Bir-
leştirme Kararına göre, tanıkla kanıtlama yasağı, yalan tanıklığı önleme
ve davada tarafların çıkarlarını koruma amacına yöneliktir. Değeri belli
miktarı aşan hukuki işlerin tanıkla kanıtlanması yasağına ilişkin ilkeler,
kamu düzeni düşüncesiyle yasaya konulmuş hükümlerden değildir. An-
cak yazılı sözleşme ile ya da duruşma tutanağında usulüne uygun olarak
belgelendirilmiş ikrar ile anlaşılan açık bir muvafakat bulunduğu takdir-
de sadece belli tanıklar dinlenebilir.
Somut olay bu ilke ve kavramlar ışığında değerlendirildiğinde:
Eldeki dava mehir senedinden dolayı ziynet ve çeyiz eşyalarının aynen
iadesi mümkün olmadığı takdirde bedelinin tahsili istemine ilişkin oldu-
ğuna göre, konunun ispat hukuku açısından ve yukarıdaki açıklamaların
ışığında ele alınması gerekir.
Görülmekte olan davada, davalılar senetteki imzayı inkar etmemişler;
davacı ile davalılardan İbrahim Bingöl’ün ikinci birleşmelerinde dava ko-
nusu senedin tanzim edildiğini ve Almanya’da alınan ziynet ve çeyiz eşya-
larının bu senede yazıldığını, talep edilen ziynet ve çeyiz eşyalarının da-
vacıda olduğunu, bu eşyaların yanlarında kalmadığını iddia etmişlerdir.
Yukarıda vurgulandığı üzere, senede karşı senetle ispat kuralı gere-
ğince, davalıların davaya konu mehir senedinde yazılı ziynet ve çeyiz eş-
yalarına ilişkin taahhüdü yerine getirdiklerini yazılı delille kanıtlamaları
gerekir. Ancak davalılar iddialarını yasal olarak ispatlayacak yazılı bir
delil dosyaya sunmamışlardır. Az önce belirtildiği gibi davalıların bu sa-
vunmalarını tanıkla kanıtlamalarına hukuken olanak yoktur.
Öte yandan davalılar delil listelerinde yemin deliline de dayanmadıkla

rından mehir senedine ilişkin taahhütlerini yerine getirdikleri konusunda
davacıya yemin teklif etme haklarının hatırlatılması da mümkün değildir.
O halde, mehir senedinde yazılı ziynet ve çeyiz eşyalarına ilişkin taah-
hüdün yerine getirildiği hususu davalılar tarafından yazılı delille ispatla

namadığından, davacının ziynet ve çeyiz eşyalarının aynen iadesi müm-
kün olmadığı takdirde bedellerinin tahsiline yönelik davasının kabulüne
karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesi usul ve ya-
saya aykırıdır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üye-
lerce; senede karşı senetle ispat kuralının bu olayda uygulanamayacağı,
mehir senedine karşı tanık dinlenebileceği, bu nedenle mahkeme kararı-
nın onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul ço-
ğunluğunca benimsenmemiştir.
Hal böyle olunca; yerel mahkemece, Özel Daire bozma ilamında be-
lirtilen gerekçelerle Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire
bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve
yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel
Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı
BOZULMASINA,
istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 18.11.2015
gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir