Nikahta belirlenen mehirin dava edilmesi

Yazıyı dinle

Yazının Son Güncellenme Tarihi 17/02/2024 by .

İmam nikahı esnasında yapılan yazılı ve imzalı sözleşme mehir senedidir. 

*Çeyiz senedi veya mehir senedi Türk Hukukunda bağışlama vaadi sözleşmesi hükmündedir.

*Bağışlama vaadi sözleşmesi yazılı yapılmak kaydıyla geçerlidir. Yani yazılı şekilde yapıldığı takdirde imam nikahında belirlenen altın miktarı boşanma halinde alınabilmektedir.

*Mehri muaccel ödenmiş olan mehri, mehri MÜECCEL ödenmesi vaat edilen mehri ifade eder. Ödenmemiş bulunan mehir dava edilir.

*Mehir sözleşmesinin geçerlilik şartı yazılı yapılmasıdır.

*Mehir senedinde belirlenen altın düğünden takılan altından ayrı bir alacaktır.

*Mehir senedi ile ilgili davalar Aile Mahkemesinde görülür

boşanma
boşanma

KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

2. HUKUK DAİRESİ

Esas Numarası: 2019/1370

Karar Numarası: 2020/129

Karar Tarihi: 21.01.2020

“Davanın dayanağı olan senette her hangi bir anlaşmazlık olması halinde 40.000,00TL mehir bedelinin davacı tarafa ödeneceğinin davalı tarafından taahhüt edildiği, iş bu senedin mahiyeti gereği mehri müeccel bir senet olduğu, mehri müeccelin ileriye yönelik bir bağışlama vadi olduğu, ödeme keyfiyetinin belirli bir zamana bırakıldığı veya bir olayın gerçekleşmesi sonucuna bağlı tutulan kazanılmış hak olduğu, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2019/482 esas 2019/3079 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere davanın mehir olarak ödenmiş olan ( mehri muaccel) bir alacak değil, bağışlama vaadi şeklinde (mehri müeccel) mehir senedinden kaynaklanan alacak talebine ilişkin olduğu, taraflar arasında sözleşme ilişkisi bulunduğu, bu sebeple uyuşmazlığın aile hukukundan kaynaklanan alacak niteliğinde olmayıp, genel hükümlere dayalı Türk Borçlar Kanunu 286 ve devamı maddelerindeki alacak istemi mahiyetinde olup, uyuşmazlığın çözümünde Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu gözetilmeden karşı görevsizlik kararı verilmeyerek davanın esası hakkında karar verilmesi hatalı olduğundan davalının sair istinaf sebepleri incelenmeksizin resen HMK 353/1-a-3 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.”

Y. HGK E: 2014/6-426 K. 2015/2623 T: 18.11.2015
Taraflar arasındaki “ziynet ve çeyiz eşyalarının aynen iadesi, bulunamadığı takdirde bedellerinin tahsili” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Cihanbeyli Asliye Hukuk Mahkemesince (Aile Mahkemesi sıfatıyla) davanın reddine dair verilen 27.12.2011 gün ve 2009/359 E.,2011/716 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 6.Hukuk Dairesi’nin 03.10.2013 gün ve 2013/8623 E.,2013/13530 K. sayılı ilamı ile;..Dava, ziynet ve çeyiz eşyalarının aynen iadesi, olmadığı takdirde bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı dava dilekçesinde, davalı İ. ile boşandıklarını tarihsiz mehir senedi ile davacıya bağışlanan çeyiz ve ziynetlerin davalılar yedinde kaldığını, davalılar boşandıktan sonra bu eşyaları vermedikleri gibi
bedelini de vermeye yanaşmadıklarını belirterek ziynet ve çeyiz eşyalarının aynen iadesi, aynen olmadığı takdirde bedelinin tahsilini istemiştir. Davalılar davacı ile 1998 tarihinde evlenildiğini eşlerin birlikte
Almanya’ya yerleştiklerini, eşlerin geçimsizlik nedeniyle 2004 yılında ayrıldıklarını, ayrılmalarından bir yıl sonra tekrar birleştiklerini bu sefer Danimarka’ya yerleştiklerini, ikinci birleşmelerinde davaya konu
mehir senedinin düzenlendiğini ve Almanya’da alınan ziynet ve eşyaların bu senede yazıldığını, davacının Almanya’da ki eşyaları satıp parasını da kendisinin aldığını, ziynet eşyalarının ise halen kendisinde
olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlar. Mahkemece davalıların savunmaları doğrultusunda davanın reddine karar verilmiştir. Davada dayanılan çeyiz senedi tarihsiz olup, 28 kalem çeyiz ve ziynet eşyasının doğabilecek anlaşmazlık sonucu davacıya o günkü değeri karşılığında ödeneceği kararlaştırılmış, senet metni davalılar tarafından imzalanmıştır. Yine bu senedin evlendikten yaklaşık yedi sene sonra imzalandığı da taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir.
Davacı da, anılan senede dayanarak taahhüt edildiği halde alınmayan ziynet ve çeyiz eşyalarının aynen, olmadığı takdirde bedelini talep etmektedir. Söz konusu eşyalar taraflar arasında senede bağlanmış
olup, davalı eş ve kayınpeder açısından bağlayıcıdır. Dolayısıyla davalılar senette belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadır.
Taraflar arasındaki sorunun genel ispat kurallarına göre çözümlenmesi gerekir. 4721 sayılı TMK’nın 6. maddesine göre, Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olgu
ların varlığını ispatla yükümlüdür. Davacı iddiasını varlığı inkar edilmeyen adi yazılı belge niteliğindeki mehir senedi ile kanıtlamıştır. Davalı bunun aksini iddia ettiğine göre, 6100 sayılı HMK’nın 201. maddesi
gereğince, (Mülga HUMK’un 290. maddesi) senede karşı senetle ispatkuralı gereğince savunmasını tanıkla ispat edemez. Yine aynı kuvvette yazılı belgeyle ispat etmesi gerekir. Davalı böyle bir belge ibraz edememiştir. Davalı delil listesinde yemin deliline de dayanmadığındanmehir senedindeki taahhüdünü yerine getirdiğini hiçbir yasal delil ile kanıtlayamamıştır. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi ge
rekirken yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru değildir…) gerekçesiyle dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davacı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davacı vekili, davalılardan İ.B.nin müvekkilinin boşandığı eşi, diğer davalı B.B.’nin ise kayınpederi olduğunu, müvekkilinin Deldom Mahkemesi’nin kesinleşen kararı ile davalı İ.B.’den boşandığını, kesinleşen bu ilamın tanınması ve tenfizi için Konya Aile Mahkemesi’nde dava açıldığını, davalıların müştereken imzalayıp verdikleri tarihsiz mehir senedi ile listede belirtilen ziynet ve çeyiz eşyalarını müvekkile bağışladıklarını, eşyaların tamamının davalılar yedinde kaldığını, davalıların boşanmadan
sonra bu eşyaları vermedikleri gibi bedelini vermeyi de reddettiklerini, alacaklarının bulunduğu senedin şahitler huzurunda imzalandığını ve Sağlık Köyü Muhtarı tarafından da onaylandığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 24 parça (113 adet) çeyiz eşyasının aynen, bu mümkün değilse 35.000,00 TL bedelinin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davacı ile müvekkillerinden İ.B’nin 1998 tarihinde evlendiğini, düğünlerini Almanya’da yaptıklarını ve Almanya’da yaşamaya başladıklarını, bir süre sonra taraflar arasında geçimsizlik başladığını ve 2004 yılında ayrıldıklarını, komşuların araya girmesi ile tekrar birleştiklerini ve Danimarka’ya yerleştiklerini, ikinci birleşmelerinde dava konusu senedin tanzim edildiğini ve Almanya’da alınan çeyiz ve ziynet eşyalarının bu senede yazıldığını, davacının müvekkili ile arasının açılmasından sonra Almanya’da yaşadıkları evde bulunan tüm eşyaları üst kat komşusu R.Y.’nin oğluna satıp parasını aldığını, davaya konu yapılan ziynet eşyalarını ise bankada bir kasaya koyduğunu, müvekkilinden talep edilen ziynet eşyalarının davacıda olduğunu ve bankada muhafaza edildiğini, iddia edildiği gibi ziynet ve çeyiz eşyalarının müvekkilinin yanında kalmadığını, müvekkillerinden B.B.’nin bu eşyalar ile hiçbir ilgisinin olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dinlenen davacı ve davalı tanıklarının, taraflar arasında düzenlenen çeyiz senedinin tarafların evlenmesinden yaklaşık 5-10 yıl kadar sonra düzenlendiğini, bu eşyaların davalılar tarafından davacıya
alınıp alınmadığı, alınmışlar ise şu anda kimde olduklarını bilmediklerini belirttikleri, bir an için Yargıtay’ın yerleşik kazanmış içtihatları doğrultusunda davacı tarafa yemin teklif etme hakkı bulunduğunun hatırlatılması gerektiği düşünülebilecek olsa da, dosya kapsamında dinlenen davalı tanığı Z.S.’nin mahkemece alınan beyanında, çeyiz senedinde belirtilen tüm eşyaların davalılar tarafından davacıya alındığını, çeyiz senedinde belirtilen eşyaların tamamının (ziynet eşyaları dahil) davacının uhdesinde
kaldığını belirttiği, davalının müşterek konutu terk ederek tüm eşyaları davacıya bıraktığı, dosya içerisinde bulunan “Ayrılık Davalarında Müzakere Protokolü Başkent Devlet İl İdare Müdürlüğü”ne ait 2007/112 22873 nolu kararda davacının ortak konutta bulunan tüm eşyaları aldığı, ortak konutun davacıya verildiği, çeyiz senedinde belirtilen eşyaların tamamının davacının uhdesinde bulunduğunun mahkemece sabit görüldüğü gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiş; kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine Özel Dairece, metni yukarıda başlık bölümüne alınan gerekçeler ile hüküm bozulmuş; mahkemece, önceki gerekçeler genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararını davacı vekili temyize getirmektedir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davanın ispatına ilişkin olup; davacının sunduğu çeyiz senedine karşı davalıların iddialarının kanıtlanması için tanık dinlenip dinlenemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Konunun aydınlatılması için ispat hukuku yönünden geçerli kurallara değinmekte yarar vardır:
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun “İspat Yükü” başlıklı 6.maddesinde; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” ifa-
desine yer verilmiştir.
Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 287.maddesi (6100 sayılı HMK m.189/3);
“Kanunun muayyen bir delil ile ispatını emreylediği hususlar başka suretle ispat olunamaz. İki tarafça muayyen deliller ile ispatı tahriren kabul edilmiş olan veya muhakeme esnasında olveçhile beyinlerinde karar verildiği ikrar olunan maddeler hakkında başka delil kabul olunmaz.” Hükmünü amirdir.
Aynı Kanunun 288.maddesinde (6100 sayılı HMK m.200/I) “senetle ispat” ve 289. maddesinde (6100 sayılı HMK m.200/II) de “senetle ispat gereken hallerde karşı tarafın açık muvafakati ile tanık dinlenebileceği” hususları düzenlenmektedir.
Yine Aynı Kanunun 290.maddesinde (6100 sayılı HMK m.201); “Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı defi olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte
bulunan hukuki işlemler …liradan az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz.” denilmekte ;
293.maddesinde de(6100 sayılı HMK m.203); “Aşağıdaki hallerde her halde şahit ikame olunabilir:
1-Usul ve füru, birader ve hemşire veya karı koca ve kayınpeder ve valide ile damat ve gelin arasındaki muameleler,
2-Cürümden mütevellit olsun olmasın tazminatı müstelzim fiiller,
3-Yangın veya kazayı bahri veyahut düşman istilası gibi senet alınması gayrimümkün veya fevkalade müşkül hallerde yapılan muameleler.
4-Halin icabına ve iki tarafın vaziyetlerine nazaran senede raptı müteamil olmıyan muameleler,
5-Akitlerde hata, hile, gabin, cebir ve ikrah vukuu.” hükmü yer almaktadır.
Usul hukukumuzda senede karşı senetle ispat zorunluluğu ilkesi kabul edilmiştir. Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı def’i (savunma) olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, m.290’daki meblağdan az bir miktara ilişkin olsa bile tanıkla ispat olunamaz; ancak senet (kesin delil) ile ispat edilebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, senede karşı senetle ispat zorunluluğuna ilişkin kuralın istisnaları da m.293’de belirtilmiştir.
Bunun yanında, 18.03.1959 gün ve 18/21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre, tanıkla kanıtlama yasağı, yalan tanıklığı önleme ve davada tarafların çıkarlarını koruma amacına yöneliktir. Değeri belli miktarı aşan hukuki işlerin tanıkla kanıtlanması yasağına ilişkin ilkeler, kamu düzeni düşüncesiyle yasaya konulmuş hükümlerden değildir. Ancak yazılı sözleşme ile ya da duruşma tutanağında usulüne uygun olarak belgelendirilmiş ikrar ile anlaşılan açık bir muvafakat bulunduğu takdirde sadece belli tanıklar dinlenebilir.
Somut olay bu ilke ve kavramlar ışığında değerlendirildiğinde:
Eldeki dava mehir senedinden dolayı ziynet ve çeyiz eşyalarının aynen iadesi mümkün olmadığı takdirde bedelinin tahsili istemine ilişkin olduğuna göre, konunun ispat hukuku açısından ve yukarıdaki açıklamaların ışığında ele alınması gerekir.
Görülmekte olan davada, davalılar senetteki imzayı inkar etmemişler; davacı ile davalılardan İbrahim Bingöl’ün ikinci birleşmelerinde dava konusu senedin tanzim edildiğini ve Almanya’da alınan ziynet ve çeyiz eşyalarının bu senede yazıldığını, talep edilen ziynet ve çeyiz eşyalarının davacıda olduğunu, bu eşyaların yanlarında kalmadığını iddia etmişlerdir.
Yukarıda vurgulandığı üzere, senede karşı senetle ispat kuralı gereğince, davalıların davaya konu mehir senedinde yazılı ziynet ve çeyiz eşyalarına ilişkin taahhüdü yerine getirdiklerini yazılı delille kanıtlamaları
gerekir. Ancak davalılar iddialarını yasal olarak ispatlayacak yazılı bir delil dosyaya sunmamışlardır. Az önce belirtildiği gibi davalıların bu savunmalarını tanıkla kanıtlamalarına hukuken olanak yoktur.
Öte yandan davalılar delil listelerinde yemin deliline de dayanmadıklarından mehir senedine ilişkin taahhütlerini yerine getirdikleri konusunda davacıya yemin teklif etme haklarının hatırlatılması da mümkün değildir. O halde, mehir senedinde yazılı ziynet ve çeyiz eşyalarına ilişkin taahhüdün yerine getirildiği hususu davalılar tarafından yazılı delille ispatlanamadığından, davacının ziynet ve çeyiz eşyalarının aynen iadesi mümkün olmadığı takdirde bedellerinin tahsiline yönelik davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce; senede karşı senetle ispat kuralının bu olayda uygulanamayacağı mehir senedine karşı tanık dinlenebileceği, bu nedenle mahkeme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
Hal böyle olunca; yerel mahkemece, Özel Daire bozma ilamında belirtilen gerekçelerle Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA,
istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 18.11.2015
gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

Samsunda görülmüş olan davamızda aldığımız sonuç şu şekildedir:

TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. SAMSUN 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

İlginizi çekebilir:  EVLİLİK DIŞI OLAN ÇOCUĞUN BABADAN MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİ

GEREKÇELİ KARAR(RED)

ESAS NO : 2021/328 Esas

KARAR NO : 2022/139

DAVALI  VEKİLİ : Av. AYŞE DENİZ ORAL 

DAVA : Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)

DAVA TARİHİ : 16/07/2021

KARAR TARİHİ : 01/03/2022

Mahkememizde görülen Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili 16/07/2021 havale dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalının 15/07/2006 tarihinde evlendiklerini, İzmir 11.Aile Mahkemesinin 20/03/2019 tarih, 2019/201 esas, 2019/204 karar sayılı ilamı ile anlaşmalı olarak boşandıklarını, boşandıktan yaklaşık 20 ay sonra davalının mehir senedinin ödenmesi için ihtarname gönderdiğini, ihtarnameye verilen cevap ile, İzmir 11.Aile Mahkemesinin 20/03/2019 tarih, 2019/201 esas, 2019/204 karar sayılı boşanma kararında tarafların birbirlerinden ziynet eşyası talebinin olmadığı hususunun açık olduğunun belirtildiğini, sadece ziynet eşyası değil, tüm malvarlığı ve alacak borç ilişkisi bakımından da tarafların birbirinden bir isteğinin kalmadığını, icra takibinin kötü niyetli olarak başlatıldığını belirterek, müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine ve icra takibinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Dava dilekçesi ve tensip tutanağı davalıya usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş, tebliğ mazbatası dosyamız arasına alınmış ve taraf teşkili sağlanmıştır.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; icra takibine konu ettikleri mehir senedinin Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre Borçlar Kanunu madde 288 gereğince bir bağışlama vaadi sözleşmesi olduğunu, bu alacağın, bir ziynet eşyası alacağı veya maddi manevi tazminat alacağı niteliğinde olmadığını, sözleşmenin tüm kanuni gereksinimleri sağlayan nitelikte ve geçerli olduğunu, tarafların anlaşmalı olarak boşandıklarını ve boşanma davasında birbirlerine kusur ithaf etmediklerini, müvekkilinin, davacıya karşı Borçlar Kanunu Madde 295 kapsamında bir kusurunun olmadığını, anlaşmalı boşanma davasında bağış vaadini geçersiz bırakacak bir maddenin eklenmediğini, bağış vaadi sözleşmesindeki edimin, boşanmaprotokolünde sayılan maddi edimlerden farklı hukuki nitelikte bir edim olduğunu belirterek, davanın reddini, icra takibine kötü niyetli olarak itiraz eden davacı aleyhinde alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini, talep etmiştir. Cevap dilekçesi davacıya usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş, tebliğ mazbatası dosyamız arasına alınmıştır.İzmir 11. Aile Mahkemesinin 2019/201 esas, 2019/204 kararsayılı dosyasının incelenmesinde; davanın Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeni İle Anlaşmalı Boşanma olduğu, davanın kabulüne karar verilerek tarafların anlaşmalı olarak boşanmalarına karar verildiği, kararın 28/03/2019 tarihinde kesinleştiği, anlaşılmıştır.Samsun 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 2021/160 Esas, 2021/260 Karar sayılı dosyasının incelenmesinde; dava konusunun Samsun İcra Dairesinin 2020/78794 sayılı dosyasında takibin durdurulmasına yönelik olduğu, talebinin reddine karar verildiği, anlaşılmıştır.Samsun İcra Dairesinin 2020/78794 esas sayılı takip dosyası celp edilerek incelenmiştir.Dosya, icra takip tarihi itibarıyla 200 gram 22 ayar altın bilezik değerinin tespiti için bilirkişiye tevdi edilmiş olup, bilirkişinin14/02/2022 tarihli raporunda özetle; icra takip tarihi olan 24/03/2021 tarihi itibarıyla 200 gram 22 ayar bileziğin değerinin 84.400,00 TL olduğu, belirtilmiştir. Davacı vekili01/03/2022 tarihli duruşmada alınan beyanında; mehir senedinin kayıtsız şartsız borç gösteren bir belge olmadığını, mehir senedinin bir bağışlama vaadi niteliğinde olup boşanmaya dair bir belge olduğunu, tarafların anlaşmalı boşanma neticesinde herhangi bir ziynet eşyası talebinde bulunmadıklarını, mehir senedinin istisna tutulmadığını, davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini, belirtmiştir.Davalı vekili 01/03/2022 tarihli duruşmada alınan beyanında; karşı tarafın beyanlarını kabul etmediklerini, davanın reddini talep ettiklerini, belirtmiştir.Tüm Dosya Kapsamının İncelenmesinde; Dava, bağışlama vaadi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibi sebebiyle menfi tespit istemine ilişkindir.Davacı vekili, müvekkilinin davalı ile 2006 yılında evlendiğini daha sonra İzmir 11.Aile Mahkemesinin 20/03/2019 tarih, 2019/201 esas, 2019/204 karar sayılı ilamı ile anlaşmalı olarak boşandıklarını, boşanma kararında tarafların birbirlerinden ziynet eşyası talebinin olmadığı hususunun açıkça yazıldığınıbelirterek, müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespiti ile Samsun İcra Dairesinin 2020/78794 esas sayılı icra takibinin iptalini talep etmiştir.Davalı vekili, icra takibine konu ettikleri mehir senedinin Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre bağışlama vaadi sözleşmesi olduğunu, bu alacağın, bir ziynet eşyası alacağı veya maddi manevi tazminat alacağı niteliğinde olmadığını, sözleşmenin tüm kanuni gereksinimleri sağlayan nitelikte ve geçerli olduğunu,anlaşmalı boşanma davasında bağış vaadini geçersiz bırakacak bir maddenin eklenmediğini, bağış vaadi sözleşmesindeki edimin, boşanmaprotokolünde sayılan maddi edimlerden farklı hukuki nitelikte bir edim olduğunu belirterek, davanın reddini talep etmiştir.Türk Medeni Kanunu, evlenme sözleşmesi sırasında karı kocadan birinin diğerine bir mal veya para vermesini ya da vermeyi vaad edip bir süre ertelemesini yasaklamamıştır. Bu nedenle, eski hükümlere göre kurulmuş mehir, Medeni Kanun tarafından yasaklanmış bir hukuki ilişki olarak kabul edilemez (2.12.1959 günlü, 14/30 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gerekçesi). Mehr sözleşmeleri bugün de geçerlidir. (Örnek: Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi’nin 25.10.1965 günlü, 4557/5028 sayılı kararı) Öte yandan; mehri müeccel, ileriye (evliliğin boşanma ya da ölümle son bulunması haline kadar) yönelik bir bağışlama vaadidir. Başka bir anlatımla mehir, kocanın evlenme sözleşmesi anında ya da devamı sırasında bazen de sona ermesi halinde kadına belirli bir mal, para veya ekonomik değeri olan bir şeyi armağan etmesidir. Koca dışında üçüncü bir kişinin de bağışlama vaadi geçerlidir. Ancak, bu durum,6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 128. maddesinde ( 818 sayılı BK 110. maddesi) yazılı üçüncü kişi yararına borç altına girme olmayıp, TBK’nın 288. maddesinde (BK 238. maddesi) düzenlenmiş bağışlama vaadidir. Bağışlama vaadinin geçerliliği, yazılı olma koşuluna bağlıdır. (TBK m. 288/1).Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu mehir senedi başlıklı sözleşme incelendiğinde; sözleşmenin, dava konusu tarafların evlilik tarihinde düzenlendiği, taraflarca imzalandığı vemehir senedinde mihri müeccel şeklinde 200 gram 22 ayar bileziğin yazılı olduğu, anlaşılmaktadır. Bu durumda; davalının icra takibi ile talebi,mehir olarak ödenmiş olan (mehri muaccel) bir alacak değil, bağışlama vaadi şeklinde (mehri müeccel) niteliğinde, mehir senedinden kaynaklanan alacak talebine ilişkindir. Dava konusu bağışlama vaadi yazılı yapılmakla geçerlidir. Davacı mehir senedinde yazılı bulunan altını vermeyi taahhüt etmiş olup, somut delillerle davalıya teslim ettiğini iddia ve ispat edemediğinden, davacı tarafça dayanılan İzmir 11.Aile Mahkemesinin 2019/201 esas, 2019/204 karar sayılı kesinleşen boşanma davası dosyasındaki boşanma protokolünde davalıya bağışlama sözleşmesi niteliğindeki sözleşmeyle bağışlamanın vaadedildiği altınla ilgili açık bir düzenlemenin bulunmayıp protokol içeriğine göre bağışlanan eşya hakkında davalının feragat ettiğine dair açıkça bir mutabakat da bulunmadığından, davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.HÜKÜM : Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere; 

İlginizi çekebilir:  Velayet ile ilgili sıkça sorulan sorular

1-Davanın REDDİNE,

2-Davacının kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından, davalı tarafınkötü niyet tazminat talebinin reddine, 

3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 80,70 TL karar ve ilam harcından, başlangıçta peşin olarakalınan 1.415,89 TL’nin mahsubu ile bakiye 1.335,19 TL’nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,

4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,,

6-Artan gider avansının, karar kesinleştiğinde, talep aranmaksızın yatıran tarafa iadesine, Dair;davacı vekilinin ve davalı vekilinin huzurunda verilen işbu karar, 6100 Sayılı HMK’nın 345. maddesi çerçevesinde, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Mahkememize ya da en yakın Asliye Hukuk Mahkemesine verilecek dilekçe ya da sözlü beyanın zabıt katibince zapta geçirilmesi ve zaptın hakime tasdik ettirilmesi suretiyle İSTİNAF KANUN YOLU AÇIK OLMAK ÜZERE verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.01/03/2022  

Bu karardan sonra gelen istinaf ilamı:

SAMSUN BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 5. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2022/1986

KARAR NO : 2022/1719

DAVANIN KONUSU  : Menfi Tespit

GEREKÇELİ KARARINYAZILDIĞI TARİH : 27/12/2022

Taraflar arasında görülen dava sonucu verilen yerel mahkemenin yukarıda tarih ve numarası yazılı kararına karşı davacı vekili tarafından süresinde istinaf kanun yoluna başvurulmakla, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalının 15/07/2006 tarihinde evlendiklerini, İzmir 11. Aile Mahkemesi’nin 20/03/2019 gün ve 2019/201 E.-2019/204 K. sayılı ilamı ile anlaşmalı olarak boşandıklarını, boşandıktan yaklaşık 20 ay sonra davalının mehir senedinin ödenmesi için ihtarname gönderdiğini, ihtarnameye verilen cevap ile, İzmir 11. Aile Mahkemesi’nin 20/03/2019 tarih, 2019/201 E.-2019/204 K. sayılı boşanma kararında tarafların birbirlerinden ziynet eşyası talebinin olmadığı hususunun açık olduğunun belirtildiğini, sadece ziynet eşyası değil, tüm malvarlığı ve alacak borç ilişkisi bakımından da tarafların birbirinden bir isteğinin kalmadığını, buna karşılık davalının tarafların evlilikSamsun İcra Müdürlüğü’nün 2020/78794 Esas sayılı takip dosyası ileicra takibinin kötüniyetli olarak başlatıldığını belirterek, müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine ve icra takibinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; icra takibine konu ettikleri mehir senedinin Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre Borçlar Kanunu madde 288. gereğince bir bağışlama vaadi sözleşmesi olduğunu, bu alacağın, bir ziynet eşyası alacağı veya maddi manevi tazminat alacağı niteliğinde olmadığını, sözleşmenin tüm kanuni gereksinimleri sağlayan nitelikte ve geçerli olduğunu, tarafların anlaşmalı olarak boşandıklarını ve boşanma davasında birbirlerine kusur ithaf etmediklerini, müvekkilinin, davacıya karşı Borçlar Kanunu madde 295 kapsamında bir kusurunun olmadığını, anlaşmalı boşanma davasında bağış vaadini geçersiz bırakacak bir maddenin eklenmediğini, bağış vaadi sözleşmesindeki edimin, boşanma protokolünde sayılan maddi edimlerden farklı hukuki nitelikte bir edim olduğunu belirterek, davanın reddini, icra takibine kötü niyetli olarak itiraz eden davacı aleyhinde alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini, talep etmiştir.Mahkemece, “…Türk Medeni Kanunu, evlenme sözleşmesi sırasında karı kocadan birinin diğerine bir mal veya para vermesini ya da vermeyi vaad edip bir süre ertelemesini yasaklamamıştır. Bu nedenle, eski hükümlere göre kurulmuş mehir, Medeni Kanun tarafından yasaklanmış bir hukuki ilişki olarak kabul edilemez (02/12/1959 günlü, 14/30 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gerekçesi). Mehr sözleşmeleri bugün de geçerlidir. (Örnek: Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi’nin 25/10/1965 günlü, 4557/5028 sayılı kararı) Öte yandan; mehri müeccel, ileriye (evliliğin boşanma ya da ölümle son bulunması haline kadar) yönelik bir bağışlama vaadidir. Başka bir anlatımla mehir, kocanın evlenme sözleşmesi anında ya da devamı sırasında bazen de sona ermesi halinde kadına belirli bir mal, para veya ekonomik değeri olan bir şeyi armağan etmesidir. Koca dışında üçüncü bir kişinin de bağışlama vaadi geçerlidir. Ancak, bu durum, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 128. maddesinde (818 sayılı BK 110. maddesi) yazılı üçüncü kişi yararına borç altına girme olmayıp, TBK’nın 288. maddesinde (BK 238. maddesi) düzenlenmiş bağışlama vaadidir. Bağışlama vaadinin geçerliliği, yazılı olma koşuluna bağlıdır.(TBK m. 288/1).Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu mehir senedi başlıklı sözleşme incelendiğinde; sözleşmenin, dava konusu tarafların evlilik tarihinde düzenlendiği, taraflarca imzalandığı ve mehir senedinde mihri müeccel şeklinde 200 gram 22 ayar bileziğin yazılı olduğu, anlaşılmaktadır. Bu durumda; davalının icra takibi ile talebi, mehir olarak ödenmiş olan (mehri muaccel) bir alacak değil, bağışlama vaadi şeklinde (mehri müeccel) niteliğinde, mehir senedinden kaynaklanan alacak talebine ilişkindir. Dava konusu bağışlama vaadi yazılı yapılmakla geçerlidir. Davacı mehir senedinde yazılı bulunan altını vermeyi taahhüt etmiş olup, somut delillerle davalıya teslim ettiğini iddia ve ispat edemediğinden, davacı tarafça dayanılan İzmir 11. Aile Mahkemesi’nin 2019/201 Esas, 2019/204 Karar sayılı kesinleşen boşanma davası dosyasındaki boşanma protokolünde davalıya bağışlama sözleşmesi niteliğindeki sözleşmeyle bağışlamanın vaadedildiği altınla ilgili açık bir düzenlemenin bulunmayıp protokol içeriğine göre bağışlanan eşya hakkında davalının feragat ettiğine dair açıkça bir mutabakat da bulunmadığından, davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur…” şeklinde gerekçeler ile Davanın reddine, davacının kötüniyetli olduğu ispatlanamadığından davalı tarafın kötüniyet tazminatı talebinin reddine, dair karar verilmiştir.Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dava dilekçesindeki iddialarını tekrarla, tarafların anlaşmalı boşanmış olup özgür iradeleriyle hazırladıkları anlaşma protokolünde ve boşanma ilamında; “VIII. ZIYNET EŞYASI TALEBİ: ..Ziynet Eşyası Talebi Bulunmamaktadır.” ve “X. MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT: Tarafların birbirinden maddi-manevi talebi bulunmamaktadır” maddelerinin yer aldığını, bu hükümlerin ilamla birlikte kesinleşmiş yargı kararına dönüştüğünü, tarafların protokol hükümleri haricinde hiçbir borç ve alacak ilişkisi kalmadığını, evlilik birliği içinde oluşan tüm kazanımların taksiminin hukuken bittiğini, mehir senedinde belirlenen mehirin ‘200 gram 22 ayar bilezik’ de ziynet eşyası olup mehirin ancak boşanma ile talep edilebileceği davalı tarafça da bilinmesine rağmen anlaşmalı boşanma protokolünde davacı müvekkilden ziynet eşyası talep etmediğini açıkça belirttiğini ve hakim huzurunda da tüm protokolü kabul ettiğini, buna rağmen mehir senedine konu ziynet eşyasının takibe konulmasının hukuka aykırı olduğunu, boşanma sürecinde ve halen müvekkilinin ekonomik zorluklar yaşadığını, bir süre işsiz kaldığını, Samsun’a da iş sebebiyle geldiğini, halen maaşında haciz bulunduğunu, düzenli olarak nafaka da ödediğini, yapılacak basit bir araştırma ile malvarlığının bulunmadığı, mehir senedine ve icra takibine konu borcu ödeyebilecek mali gücü olmadığının belirleneceğini, mehir senedinin niteliği itibariyle kayıtsız şartsız borç ikrarını ihtiva eden bir belge olmadığını, bu sebeple mehir senedinin geçersizliğine karşı ayrı yazılı-özel bir belge gösterilmesinin zorunlu olmadığını, yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesine cevap dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının yerinde olduğundan bahisle davacı tarafın istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK’nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda;Dava, mehir senedine dayalı alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki menfi tespit talebine ilişkindir.Somut olayda, Yargıtay 2. HD’nin 18/10/2018 gün ve 2017/5830 E.-2018/11504 K. sayılı; Yargıtay 3. HD’nin 21/05/2019 gün ve 2018/7046 E.-2019/4764 K. sayılı; Samsun BAM 4. HD’nin 02/03/2022 gün ve 2022/91 E.-2022/792 K.; 31/03/2021 gün ve 2021/867 E.-2021/981 K. sayılı kararlarının kapsamları gereğince dava konusu uyuşmazlık yönünden Aile Mahkemelerinin görevli mahkeme olduğunun ve uyuşmazlığın Aile Hukuku prensiplerine göre değerlendirilmesinin gerektiğinin belirtilmiş olduğu da nazara alınarak, ihtilafın Aile Mahkemesince çözümlenmesi gerekmektedir.Görev hususu kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında resen nazara alınması gerekir.6100 sayılı HMK’nun 353/1-a.3 maddesinde “mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması” durumunda bölge adliye mahkemesince esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine yada görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verileceği hüküm altına alınmıştır.Bu itibarla, yukarıda bir kısmına yer verilebilen karar kapsamlarına göre, uyuşmazlığın Aile Hukuku prensiplerine göre değerlendirilmesinin gerektiğinin belirtilmiş olduğu da nazara alınarak, ihtilafın Aile Mahkemesince çözümlenmesinin gerekmesi nedeniyle, davanın aile mahkemesinde görülmesi gerektiğinden bahisle görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan, davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun resen nazara alınması gerekli kamu düzenine ilişkin göreve yönelik nedenle kabulü ile, 6100 sayılı HMK’nun 353/1-a.3 maddesi gereğince esası incelenmeksizin yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren yerel mahkemeye gönderilmesine, kaldırma kararının sebebine sair istinaf itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. 

İlginizi çekebilir:  Boşanma davasında gizli duruşma olur mu?

KARAR : Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun resen nazara alınması gerekli kamu düzenine ilişkin göreve yönelik nedenle KABULÜ İLE, 6100 sayılı HMK’nun 353/1-a.3 maddesi gereğince esası incelenmeksizin YEREL MAHKEME KARARININ KALDIRILMASINA ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın yerel mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, kararın kaldırma sebebine göre, sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,

2-Peşin alınan istinaf karar harcının talebi halinde davacı tarafa iadesine,3-6100 sayılı HMK’nun 359/4. maddesi gereğince işbu kararın yerel mahkemece taraflara tebliğine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 6100 sayılı HMK’nun 353/1-a.3 maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.27/12/2022

Sonrasında gelen Aile Mahkemesi kararı

T.C. SAMSUN 3. AİLE MAHKEMESİ  

ESAS NO : 2023/291 Esas

KARAR NO : 2023/475

DAVALI VEKİLİ : Av. AYŞE DENİZ ORAL 

DAVA : Menfi Tespit

DAVA TARİHİ : 26/07/2021

KARAR TARİHİ : 01/06/2023

GEREKÇELİ KARARINYAZILDIĞI TARİH : 19/06/2023

Mahkememizde görülmekte bulunan Menfi Tespit davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili 16/07/2021 havale dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalının 15/07/2006 tarihinde evlendiklerini, İzmir 11.Aile Mahkemesinin 20/03/2019 tarih, 2019/201 esas, 2019/204 karar sayılı ilamı ile anlaşmalı olarak boşandıklarını, boşandıktan yaklaşık 20 ay sonra davalının mehir senedinin ödenmesi için ihtarname gönderdiğini, ihtarnameye verilen cevap ile, İzmir 11.Aile Mahkemesinin 20/03/2019 tarih, 2019/201 esas, 2019/204 karar sayılı boşanma kararında tarafların birbirlerinden ziynet eşyası talebinin olmadığı hususunun açık olduğunun belirtildiğini, sadece ziynet eşyası değil, tüm malvarlığı ve alacak borç ilişkisi bakımından da tarafların birbirinden bir isteğinin kalmadığını, icra takibinin kötü niyetli olarak başlatıldığını belirterek, müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine ve icra takibinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; icra takibine konu ettikleri mehir senedinin Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre Borçlar Kanunu madde 288 gereğince bir bağışlama vaadi sözleşmesi olduğunu, bu alacağın, bir ziynet eşyası alacağı veya maddi manevi tazminat alacağı niteliğinde olmadığını, sözleşmenin tüm kanuni gereksinimleri sağlayan nitelikte ve geçerli olduğunu, tarafların anlaşmalı olarak boşandıklarını ve boşanma davasında birbirlerine kusur ithaf etmediklerini, müvekkilinin, davacıya karşı Borçlar Kanunu Madde 295 kapsamında bir kusurunun olmadığını, anlaşmalı boşanma davasında bağış vaadini geçersiz bırakacak bir maddenin eklenmediğini, bağış vaadi sözleşmesindeki edimin, boşanmaprotokolünde sayılan maddi edimlerden farklı hukuki nitelikte bir edim olduğunu belirterek, davanın reddini, icra takibine kötü niyetli olarak itiraz eden davacı aleyhinde alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini, talep etmiştir.Nüfus kaydının incelenmesinde; tarafların 15/07/2006 tarihinde evlendikleri,bu evliliklerindenmüşterek bir çocuklarının bulunduğu, İzmir 11.Aile Mahkemesinin 20/03/2019 tarih, 2019/201 esas, 2019/204 karar sayılı ilamı ile anlaşmalı olarak boşandıkları anlaşılmıştır. İzmir 11. Aile Mahkemesinin 2019/201 esas, 2019/204 karar sayılı dosyasının incelenmesinde; davanın Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeni İle Anlaşmalı Boşanma olduğu, davanın kabulüne karar verilerek tarafların anlaşmalı olarak boşanmalarına karar verildiği, kararın 28/03/2019 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.Samsun 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 2021/160 Esas, 2021/260 Karar sayılı dosyasının incelenmesinde; dava konusunun Samsun İcra Dairesinin 2020/78794 sayılı dosyasında takibin durdurulmasına yönelik olduğu, talebinin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.Dava, mehir senedine dayalı alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki menfi tespit talebine ilişkindir.Türk Medeni Kanunu, evlenme sözleşmesi sırasında karı kocadan birinin diğerine bir mal veya para vermesini ya da vermeyi vaad edip bir süre ertelemesini yasaklamamıştır. Bu nedenle, eski hükümlere göre kurulmuş mehir, Medeni Kanun tarafından yasaklanmış bir hukuki ilişki olarak kabul edilemez (02/12/1959 günlü, 14/30 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gerekçesi). Mehr sözleşmeleri bugün de geçerlidir. (Örnek: Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi’nin 25/10/1965 günlü, 4557/5028 sayılı kararı) Öte yandan; mehri müeccel, ileriye (evliliğin boşanma ya da ölümle son bulunması haline kadar) yönelik bir bağışlama vaadidir. Başka bir anlatımla mehir, kocanın evlenme sözleşmesi anında ya da devamı sırasında bazen de sona ermesi halinde kadına belirli bir mal, para veya ekonomik değeri olan bir şeyi armağan etmesidir. Koca dışında üçüncü bir kişinin de bağışlama vaadi geçerlidir. Ancak, bu durum, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 128. maddesinde (818 sayılı BK 110. maddesi) yazılı üçüncü kişi yararına borç altına girme olmayıp, TBK’nın 288. maddesinde (BK 238. maddesi) düzenlenmiş bağışlama vaadidir. Bağışlama vaadinin geçerliliği, yazılı olma koşuluna bağlıdır.(TBK m. 288/1).Dava dilekçesi, cevap dilekçesi, İzmir 11.Aile Mahkemesinin 20/03/2019 tarih, 2019/201 Esas, 2019/204 Karar sayılı ilamı, mehir senedi, Samsun İcra Dairesinin 2020/78794 esas sayılı takip dosyası, incelenen nüfus aile kayıt tablosu ve dosyada bulunan tüm bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde; dava,  mehir senedine dayalı alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki menfi tespit davası olup, yapılan yargılama ve toplanan deliller neticesinde, tarafların 15/07/2006 tarihinde evlendikleri,bu evliliklerindenmüşterek bir çocuklarının bulunduğu, İzmir 11.Aile Mahkemesinin 20/03/2019 tarih, 2019/201 Esas, 2019/204 Karar sayılı ilamı ile21/09/2019 tarihinde anlaşmalı olarak boşandıkları, dava konusu mehir senedi başlıklı sözleşme incelendiğinde; sözleşmenin, dava konusu tarafların evlilik tarihinde düzenlendiği, taraflarca imzalandığı ve mehir senedinde mihri müeccel şeklinde 200 gram 22 ayar bileziğin yazılı olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda; davalının icra takibi ile talebi, mehir olarak ödenmiş olan (mehri muaccel) bir alacak değil, bağışlama vaadi şeklinde (mehri müeccel) niteliğinde, mehir senedinden kaynaklanan alacak talebine ilişkindir. Dava konusu bağışlama vaadi yazılı yapılmakla geçerlidir. Tarafların boşanma ilamları ve anlaşmalı boşanma protokolü incelendiği ise açıkça maddi manevi tazminat, tedbir yoksulluk nafakası, ev eşyası, mal paylaşımı ve ziynet eşyaları konusunda anlaştıkları, herhangi birtalepte bulunmadıkları görülmüşse de söz konusu mehir senedi hakkında açık beyanda bulunmadıkları, başka bir ifadeyle davacı tarafça dayanılan İzmir 11. Aile Mahkemesi’nin 2019/201 Esas, 2019/204 Karar sayılı kesinleşen boşanma davası dosyasındaki boşanma protokolünde davalıya bağışlama sözleşmesi niteliğindeki sözleşmeyle bağışlamanın vaadedildiği altınla ilgili açık bir düzenlemenin bulunmayıp protokol içeriğine göre bağışlanan eşya hakkında davalının feragat ettiğine dair açıkça bir mutabakat da bulunmadığı, davacı mehir senedinde yazılı bulunan altını vermeyi taahhüt etmiş olup, davacının davalıya mehri teslim ettiğine dair iddiasının bulunmadığı, davacı tarafın davalıya her hangi bir borcunun bulunmadığına dair ispata elverişli somut bir delil de ibraz etmediği, yemin deliline de kullanmak istemediği anlaşıldığından ispatlanılamayan davanın reddine karar verilerek aşağıdaki hüküm düzenlenmiştir.

KARAR: Yukarıda gerekçede açıklandığı üzere

1-Davanın REDDİNE

2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 179,90 TL karar ve ilam harcından, başlangıçta peşin olarakalınan 1.415,89 TL’nin mahsubu ile bakiye 1.235,99 TL’nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,

3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-Davalı masraf yapmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,

6-Karar kesinleştiğinden artan gider avansının yatıran tarafa iadesine   Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Samsun Bölge Adliye Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzereverilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 01/06/2023

Değerlendirme post

Paylaş:

Daha Fazla Yazı

Mesaj Gönderin

samsun avukat ayşe deniz oral boşanma avukatı

Hukuki sorunlarınızda yanınızdayız

Çalışma Alanları