EVLİLİK DIŞI OLAN ÇOCUĞUN BABADAN MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİ

Yazıyı dinle

Yazının Son Güncellenme Tarihi 17/02/2024 by .

Resmi nikah olmadan çocuk meydana geldiğinde babanın çocuğu nüfusta tanımadığı veya tanımak istemediği durumlar olabilmektedir. Bu gibi durumlarda nikahsız ilişkiden doğan çocuk kendi adına tazminat isteyebilmektedir. Ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişki aile hayatının temel unsurunu teşkil eder. Her çocuğun yararına aykırı olmadıkça anne ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkı vardır. Çocuğun babası tarafından bilinme, maddi ve manevi olarak korunma , babalık görevlerini yerine getirilmesini isteme hakkı vardır. Bunların gerçekleşmediği durumlarda çocuğun babadan manevi tazminat isteği söz konusu olmaktadır. Bununla ilgili yargıtayın farklı görüşleri mevcuttur.

İlk olarak Yargıtay manevi tazminat isteminin babalık davasında ileri sürülemeyeceği , babalık davalarında manevi tazminata ilişkin bir düzenleme yer almadığını belirtmiştir. Maddi ve manevi taleplerinin aile mahkemelerinin görevi kapsamında olmadığını, genel mahkeme olan asliye hukuk mahkemesinin görevi dahilinde olduğu belirtilmiştir.

Manevi tazminat istemiyle ilgili Yargıtay kararlarında babanın kendi çocuğu olduğunu bildiği halde babalığı benimsemeyerek çocuk ile ilgilenmemesini çocuğun ruhsal durumunu olumsuz etkilediğini, ruhsal uyum ve dengesini sarstığını, kişisel değerlerinde eksilme duygusu yaşamasına sebebiyet vermesi gerekçesiyle manevi tazminat talebini kabul etmiştir. Diğer bir kararında babanın çocuğu benimsemeyerek babasız bir çocuk olarak büyümesine, üzüntü ve elem duymasına neden olduğu için manevi tazminat istemini kabul etmiştir. Ancak Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin başka bir kararında evlilik dışı doğan çocuğun babalığına hüküm verilen kişiden manevi tazminat isteyemeyeceğini belirterek kanunda bunu mümkün kılan bir hüküm bulunmaması nedeniyle manevi tazminat talebini kabul etmemiştir.

Yazar: Av. Cansu Bayramoğlu

Emsal Kararlar:

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2017/8640 K. 2019/1253 sayılı 11.02.2019 tarihli kararında
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davacı ve kayyım vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Dava dilekçesinde babalığın tespitine, iştirak nafakasına, 100.000,00 TL maddi tazminata ve 100.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi istenmiş, Mahkemece davanın kısmen kabulüne kısmen reddine dair verilen karar davacı ve kayyım vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Görevin Belirlenmesi ve Niteliği başlıklı 1. maddesinde mahkemelerin görevinin ancak kanunla düzenleneceği ve göreve ilişkin kuralların kamu düzeninden olduğu belirlendiğinden bu husus mahkemelerce yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerekir.
Dava, ana ve kayyım tarafından açılan TMK’nin 301. madde kapsamında babalığın tespiti davası, çocuk için iştirak nafakası, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Evlilik haricinde doğan çocukla baba arasındaki soybağı hakim hükmüyle de kurulabilir. Bunu sağlayan dava ise babalık davasıdır. (TMK mad.301) Bu dava, ana ve çocuk tarafından babaya, baba ölmüş ise mirasçılarına karşı açılır. Soybağına ilişkin hükümler 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 282. maddesi ve devamında düzenlenmiş olduğundan, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 4. maddesine göre, görevli mahkeme aile mahkemesidir.
Somut olayda davacıların maddi ve manevi tazminat istemi, Türk Medeni Kanunu’nun 24. ve Türk Borçlar Kanunu’nun 49 ile 58. maddelerine dayanmaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda babalık davalarında manevi tazminata ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır. Davacının maddi ve manevi talepleri aile mahkemelerinin görevi kapsamında olmayıp, genel mahkeme olan asliye hukuk mahkemesinin görevi dahilindedir.
Bu açıklamalar karşısında, davacıların maddi ve manevi tazminat istemlerine yönelik davanın görevsizlik kararı verilmek üzere tefriki gerekirken, bu hususa dikkat edilmeden yargılamaya devam edilip yazılı şekilde hüküm tesisi,

İlginizi çekebilir:  Anlaşmalı boşanmadan sonra nafaka talep edilebilir mi?

2.Türk Medeni Kanunu’nun 426/2. maddesi gereğince bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaati çatışıyorsa ilgilinin isteği veya re’sen küçüğe veya kısıtlıya vesayet makamınca kayyım atanır. Yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün menfaati dava nedeniyle çatıştığına göre, davacı anne K1 ile küçük K3’a Kayseri 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2015/644-649 sayılı kararı ile atanan kayyım K4’un aynı vekil tarafından temsil edilemeyeceğinin düşünülmemesi,

3.TMK’nin 301. maddesine göre, evlilik haricinde doğan çocukla baba arasındaki soybağı hakim hükmüyle kurulabilir. Bunu sağlayan dava ise babalık davasıdır. Babalık davası, şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hakkın kullanımı niteliğindedir. Davanın vekil eliyle açıldığı hallerde, vekile bu konuda özel yetki verilmiş olması gerektiğinden (HMK mad.74), davacı K1 adına babalığın tespiti başvurusunda bulunan Av. K2’ye babalık davası yönünden özel yetki içeren vekaletname vermesi için uygun süre verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine11.02.2019 gününde oy birliğiyle karar verildi

Yargıtay 4.Hukuk Dairesi 2018/3586 esas 2018/5675 sayılı kararında

Davacı … Tatar vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 06/06/2014 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem sebebiyle manevi tazminat

istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 20/06/2017 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

Dava, davalının babalığı inkar etmesi nedeniyle açılan manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı vekili, davalının müvekkilinin babası olduğunu bilmesine rağmen yıllardır maddi ve manevi sorumluluğunu yerine getirmemesi sebebiyle müvekkilinin üzüntü duyduğunu belirterek oluşan manevi zararın tazminini talep etmiştir.

Davalı, davacının babası olduğunu 15/04/2014 tarihinde kesinleşen babalık davası ile öğrendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece; davanın mahkemenin yetkisizliğine ve … Asliye Hukuk Mahkemesi’nin yetkili olduğuna dair verilen 20/01/2015 tarihli ilk kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine, dairemiz 19/10/2015 tarih 2015/10647 Esas ve 2015/11718 Karar sayılı ilamı ile; HMK’nın 16. maddesi uyarınca haksız fiilden doğan davalarda, zarar görenin yerleşim yeri mahkemesinin de yetkili olduğu, bununla birlikte kişilik haklarına saldırı halinde TMK’nın 25/son maddesi uyarınca davacının kendi yerleşim yerinde de dava açabileceği, davacının yasanın kendisine tanıdığı seçim hakkını kullanarak eldeki davayı açtığı mahkemenin de yetkili olduğu gerekçesiyle bozulmasına karar vermiştir. Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda, BK 41 ve 49. maddelerine göre tanımlanan haksız fiil şartlarını taşımadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlginizi çekebilir:  Düğünde erkek tarafından takılan altınların geri alınmasının bir yolu var mı?

Dosyanın incelenmesi ile; davalı ve davacı annenin evlilik dışı birliktelik yaşadığının davalı tarafından kabul edildiği, dava dışı annenin babaya ulaşmak için 2008 yılında televizyon programına katıldığı ve davalıya ulaşılmasına rağmen davalının bağlantı kurmak istemediği, buna müteakiben tanık … beyanına göre; 2008 yılında davalının davacıyı görmek için evine gittiği ve fakat görüşemediği, davalı aleyhine 14/06/2010 tarihinde … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi(Aile Mahkemesi Sıfatıyla)’nin 2010/338 Esas sayılı dosyası ile babalık davası açıldığı, %99,99 davalının davacının babası olduğunu tespit eden ATK raporunun 06/08/2013 tarihinde tanzim edildiği anlaşılmaktadır. Buna göre davalının davacıdan haberdar olduğu olgusu sabittir.

Davalının, davacının kendi çocuğu olduğunu bildiği halde babalığı benimsemeyerek davacı ile ilgilenmemesi davacının ruhsal durumunu olumsuz etkilemiş, davacının ruhsal uyum ve dengesini sarstığı gibi kişisel değerlerinde eksilme duygusu yaşamasına sebebiyet vermiştir. Hal böyle olunca bu durumdan davacının öz babası olan davalının sorumlu tutulması gerektiği kabul edilerek uygun bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, istemin tümden reddedilmesi bozmayı gerektirmiştir. Bununla birlikte karar başlığında, dava tarihi 06/06/2014 olmasına rağmen 15/01/2016 olarak yazılması ise mahallinde düzeltilebilir maddi hata olarak değerlendirilmiş ve bozma sebebi yapılmamıştır.

SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenle davacı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 26/09/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2016/12466 K. 2018/7427 sayılı 29.11.2018 tarihli kararında

Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 23/11/2010 gününde verilen dilekçe ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 05/05/2016 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

Dava, babalığın benimsenmemesi nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı vekili, davalı ile davacının annesinin 1993 yılında tanıştıklarını ve 1994 yılında davacının dünyaya geldiğini, davalının davacının kendi çocuğu olduğunu bildiğini ve çocuğu tanıyacağını söylediğini ancak bunu yapmadığını, çocuğun tüm ihtiyaçlarının anne tarafından karşılandığını belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili, davacının annesinin müvekkiline tıbben çocuk sahibi olamadığını söylediğini, ancak hamile kalınca çocuğun müvekkilinden olduğunu belirterek evlenmek için baskı yaptığını, sonuç alamayınca tarafların ve ailelerin birbirleri ile on üç yıl boyunca görüşmediklerini, davadan yaklaşık üç yıl önce davacının annesinin müvekkili ile irtibata geçtiğini, ayrıca müvekkilinin ailesini arayarak yardım talep ettiğini, müvekkilinin anne ve babasının ise, çocuğun torunları olma ihtimalini gözeterek yardımda bulunduğunu, manevi tazminat koşullarının oluşmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davacının manevi tazminat talebini babalığın tespitine ilişkin dava ile birlikte talep ettiği, talep tarihinde 16 yaşında olduğu, dava ve talep tarihine kadar soybağının tespiti ve tanıma yapılmadığı, davacı ile davalının on üç yıl süre ile görüşmedikleri, aynı evde birlikte de yaşamadıkları, davalıdan babalık görevlerini yerine getirmesi için gerekli şartların oluşmadığı, davacının dava tarihi itibariyle, görevlerin yerine getirilmemesinden kaynaklı manevi tazminat hakkının doğmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Dava dışı anne kendi adına asaleten, dava tarihi itibariyle ergin olmayan davacı çocuk adına velayeten … 11. Aile Mahkemesinin 2010/1582 esas sayılı dosyası üzerinden babalığın tespiti, iştirak nafakası, çocuk ve kendisi yararına manevi tazminat istemli dava açmıştır. Mahkemece bu dava, hak düşürücü süre nedeniyle reddedilmiş, karar Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2011/19275 esas, 2012/27598 karar sayılı ilamıyla bozulmuştur. Bozma ilamı sonrası yapılan DNA incelemesi neticesinde, Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesi Başkanlığının 29/07/2013 tarihli raporuyla davalının, davacının %99,99 biyolojik babası olduğu tespit edilmiştir. Aile Mahkemesince babalık davasının kabulüne, davacının manevi tazminata ilişkin isteminin tefrikine hükmedilmiş, karar derecattan geçerek kesinleşmiştir.

Tefrik edilen dosya yönünden verilen görevsizlik kararı üzerine, asliye hukuk mahkemesince temyize konu eldeki hüküm kurulmuştur. Mahkemece dava, babalık görevlerinin yerine getirilmemesi nedeniyle manevi tazminat olarak nitelendirilmiştir. Ancak dava, babalığın benimsenmemesi nedenine dayanmaktadır. Dosya kapsamından davalının, davacının kendi çocuğu olduğunu bildiği ancak, resmî olarak tanımaktan kaçındığı anlaşılmaktadır.

Bir kişinin fiziki, sosyal ve duygusal kişilik değerlerine saldırılması sonucu meydana gelen eksilme ve kayıplar manevi zararı doğurur. Bu tür kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse, manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir. Yasalarımızca manevi tazminatı gerektirecek durumlar sınırlandırılmış olup bunlar; kişinin ve ailenin onur ve saygınlığına yönelik saldırılar, kişilik değerlerinin zedelenmesi, isme saldırı, nişan bozulması, evlenmenin feshi, babalığın benimsenmemesi, bedensel zarar ve öldürmedir.
Davalı, kendi çocuğu olduğunu bildiği halde yıllarca babalığı benimsemeyerek davacının babasız bir çocuk olarak büyümesine, üzüntü ve elem duymasına neden olmuştur. Dosya kapsamı ve olayların akışı değerlendirildiğinde, davacı yararına uygun bir miktar manevi tazminata karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve yazılı gerekçeyle davanın reddine hükmedilmesi usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen kararın, yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 29/11/2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.

İlginizi çekebilir:  Nişanda takılan takıların iadesi

Yargıtay Kararı 2. Hukuk Dairesi, E. 1976/2112 K. 1976/3465 sayılı 20.04.1976 tarihli kararında

G) ile (S) arasındaki tazminat davasının yapılan muhakemesi sonunda davanın reddine dair verilen hükmün temyizen tetkiki davacı tarafından istenilmekle dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

1- Evlilik dışı doğan çocuk, babalığına hüküm verilen kişiden manevi tazminat isteyemez. Kanunda bunu mümkün kılan bir hüküm yoktur. Onun için davanın bu bölümünün reddedilmesinde gösterilen sebeplerde isabetsizlik yoktur.

2- Babalık davası bir yıllık hak düşürücü süreye, bağlı tutulmuştur (MK. m. 296). Açılacak dava ister doğrudan doğruya tüm sonuçlarıyla babalığa, ister manevi tazminata ilişkin olsun, her iki halde de hak düşürücü sürenin başlangıcı çocuğun doğum günüdür. Olayda bu süre aşılmıştır. Bu bakımdan kadının manevi tazminat isteğinin hak düşürücü süre sebebiyle reddedilmiş olmasında da yanlışlık yoktur.

Yapılan soruşturmaya, toplanan delillere, kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere, yukarıda açıklanan gerekçelere göre temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün (ONANMASINA), onama harcının temyiz edene yükletilmesine ve duruşma için takdir olunan 1000.lira vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine 20.4.1976 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

5/5 - (1 vote)

Paylaş:

Daha Fazla Yazı

Mesaj Gönderin

samsun avukat ayşe deniz oral boşanma avukatı

Hukuki sorunlarınızda yanınızdayız

Çalışma Alanları