
Evlilikte eşlerin birbirini provoke ettiği durumlarda tepki niteliğinde davranışta bulunan eşin eylemleri kusur olarak değerlendirilmemektedir.
Hangi davranışlar boşanmada kusur olarak kabul edilir?
Boşanma sebebi kabul edilebilecek vakıalar çok şekitli olup kısa bir örnek vermek gerekirse, cimrilik, savurganlık gibi ekonomik şiddet niteliğindeki davranışlar, sürekli internette gezmek, karşı cinsten kişilerle yakınlık kurmak, kumar oynamak gibi durumlar , hakaret, darp, özel günleri hatırlamama, ev ile ilgilenmeme gibi durumlar boşanma sebebi sayılabilmektedir.
Yargıtay hangi davranışları tepki niteliğinde sayıp kusur tespitinde dikkate almamıştır?
Yargıtay, evlilikte ağır kusurlu eşin eylemlerine karşı karşı hakaret eylemini, mala zarar verme eylemini, ilk eylem karşı tarftan gelmesi halinde darp eylemini kusur değerlendirmesine esas almamıştır.
Tepki olarak ihanet edilirse bu kusur olarak değerlendirilir mi?
Tepki niteliğindeki davranışlar bazı durumlarda kusur oluşturmasa da ihanet (sadakatsizlik) bu kapsamda değildir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, eşin davranışlarına öfke, kırgınlık veya tahrik nedeniyle “tepki olarak” sadakatsiz bir ilişki yaşanması, hiçbir şekilde mazur görülen bir tepki değildir.
“Bana ihanet etti, ben de ona tepki olarak aldattım.”gerekçesi hukuken kabul edilmez.
Yargıtay’a göre sadakatsizlik, evlilik birliğini temelinden sarsan ağır kusur niteliğindedir. Bu fiilin, öfke veya tahrik sebebiyle gerçekleşmiş olması, sadakatsizliği haklı veya hafifletilmiş bir eyleme dönüştürmez.
Tepki olarak evi terk etme kusur olarak değerlendirilir mi?
Hayır. Evin tepki olarak terk edildiği ıspatlanabilirse kusur olarak yüklenmez.
Mahkemece kadının “evi terk edip gitmesi” nedeniyle hafif kusurlu olduğu ve bu nedenle erkeğin davasının kabulü ile boşanmaya karar verilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden, kadının erkeğin kusurlu eylemleri neticesinde tepki mahiyetinde evi terk edip gittiği, bu nedenle tepkisel nitelikli bu eylemin kadına kusur olarak yüklenemeyeceği anlaşılmaktadır. Davalı-davacı kadının boşanmayı gerektirir nitelikte kusurlu bir davranışın varlığı ispatlanamamıştır. Bu nedenle evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda davacı-davalı erkeğin tam kusurlu olduğunun kabulü ile tam kusurlu erkek tarafından açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeler ile yazılı şekilde kusur belirlemesi yapılması ve asıl davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Neden sürekli Yargıtay kararları tartışılıyor? Mahkeme hakiminin kendi takdir serbestisi yok mu?
Hakimlerin mesleki ilerlemesi ve kademe yükselmesi, büyük ölçüde verdikleri kararların üst mahkemeler tarafından onaylanma oranına bağlıdır. Bu nedenle ilk derece mahkemeleri ve bölge adliye mahkemeleri, kararlarında Yargıtay içtihatlarına uygunluk göstermeye özel önem verir.
Diğer taraftan İçtihadı Birleştirme Kararları, hem Anayasa hem de Yargıtay Kanunu gereği kanun hükmüne yakın bağlayıcılığa sahip kararlardır. Bu kararlar yalnızca hakimleri değil, Türkiye’de bulunan tüm kişi ve kurumları bağlayıcı niteliktedir. Zira İBK’lara aykırı karar verilmesi mümkün olmadığı gibi, bu kararlara uyulmaması açık bir hukuka aykırılık hâlidir.
Yargıtay kararları da her ne kadar İBK niteliğinde ve kanun ağırlığında bağlayıcı olmasa da, uygulamada büyük önem taşır. Çünkü hakimlerin terfi ve kademe ilerlemesinde, verdikleri kararların Yargıtay tarafından bozulmaması ve onanması belirleyici kriterlerden biridir. Bu nedenle Yargıtay’ın yerleşik içtihatları, yalnızca mahkemeleri değil, dolaylı olarak Türkiye’deki tüm bireyleri ve uyuşmazlıkların çözümünü yakından etkileyen bir nitelik taşır.
İlgili İçtihatlar:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2023/382 E. , 2024/244 K. Sayılı kararına göre "2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Bölge Adliye Mahkemesince her ne kadar, taraflar arasında yaşanan son tartışmada davacı -davalı kadının da davalı-davacı erkeğe fiziksel şiddet uyguladığı, bunun dosya içerisinde bulunan ceza dosyası ile de sabit olduğu belirtilerek bu vakıa kadına kusur olarak yüklenilmiş ve erkeğin birleşen boşanma davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiş ise de; olayın örgüsü içerisinde davacı-davalı kadının Suriye ülkesi vatandaşı olduğu, Türkiye'ye gelerek davalı-davacı ile evlendiği, bu evliliğinden ergin olmayan üç çocuğunun bulunduğu, davalı davacı erkeğin ise başkasını sevdiğini, o kadınla yaşamak istediğini beyan ederek müşterek konutu terk ettiği ve birlikte olduğu kadın ve ondan olan iki çocuğuyla birlikte yaşamaya başladığı, dosyada yer alan Nusaybin 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/291-727 E.K. Sayılı kesinleşen ceza mahkemesi kararından da anlaşılacağı üzere taraflar arasında erkeğin sadakatsizliği nedeniyle çıkan tartışmada ilk olarak davalı -davacı erkeğin davacı -davalı kadını tekme ve yumruk atmak suretiyle yaraladığı, kadının da çıkan kavgada elleriyle karşılık vererek el ve tırnaklarıyla erkeği ağzından (adli rapora göre dudağının iç tarafından) yaraladığı, ilk eylemin erkekten geldiği, bu nedenle kadının cezasında 1/2 oranında haksız tahrik indirimi uygulandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda bölge adliye mahkemesince kadına kusur olarak yüklenen bu vakıanın, tarafların içinde bulundukları mevcut durum ve fiziksel yapıları da dikkate alındığında erkeğin daha ağır nitelikteki (tekme ve yumruk) fiziksel şiddetine tepki niteliğinde olduğu, bu nedenle bu vakıanın kadına kusur olarak yüklenemeyeceği anlaşılmaktadır. "
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2020/2401 E. 2020 /3512 K. Sayılı kararına göre "davalının davranışlarının, davacının güven sarsıcı eylemlerinin sonucu tepki niteliğinde yapılmış davranışlar olduğunun anlaşıldığı ve davalı kadına kusur yüklenemeyeceğinden davanın reddine karar verilmiştir. Bölge adliye mahkemesi yaptığı istinaf incelemesinde; davalı kadının sinkaflı küfür ettiği ve davacı erkeğin işlettiği dükkanın camlarını golf sopasıyla kırdığı vakıalarının gerçekleştiğinden bahisle davanın kabulüne karar vermiş ise de; kadına kusur olarak yüklenen bu vakıaların davacı erkeğin davranışlarına tepki niteliğinde olduğu, bu nedenle kadına kusur olarak yüklenemeyeceği, davalı kadına yüklenebilecek başkaca da kusurlu davranışın bulunmadığı anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklanan sebeplere göre davacı erkeğin açmış olduğu boşanma davasının reddi gerekirken, bölge adliye mahkemesince davacı erkeğin istinaf talebinin kabulüne karar verilerek, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir."
Hukuk Genel Kurulu 2017/1906 E. , 2018/112 K.
Somut olayda da davacı karşı davalı erkeğin başka bir kadınla ilişki kurmak, bu kişiyi yakın çevresine “yengeniz” diyerek tanıtıp, sosyal ortamlarda birlikte bulunmak suretiyle açık şekilde sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı anlaşılmıştır. Davacı karşı davalı erkeğe atfedilen bu kusur belirlemesi Özel Daire ve mahkeme arasında çekişme konusu olmamakla birlikte davacı karşı davalı erkeğin annesi olan ve tanık olarak dinlenen Mürüvvet Kalıç beyanına göre davalı karşı davacı kadının da eşine ” zürriyetsiz, dürzü, gavat” şeklinde hakaret ettiği anlaşılmıştır. Ancak hemen belirtilmelidir ki, olaya özgü nedenlerle davalı karşı davacı kadının evlilik birliği içinde aleni bir şekilde sadakatsiz bir yaşam süren eşine bu şekilde söylemiş olduğu hakaret sözcüklerinin tepki ile söylenmiş olduğu kabul edilmelidir. Tepki ile söylenen sözler nedeniyle kadını az da olsa kusurlu saymak mümkün değildir. Burada TMK’nın 166/2. maddesi koşullarının oluştuğundan söz edilemez.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2024/4478 E. , 2025/1756 K.
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/741 E., 2024/331 K.
DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kahramanmaraş 2. Aile Mahkemesi
SAYISI : 2021/614 E., 2022/936 K.
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı erkek vekili tarafından kadının davasının kabulü, kusur belirlemesi, velâyet, hükmedilen tedbir ve iştirak nafakası ile maddî ve manevî tazminat hakkında verilen hüküm yönünden; davalı-davacı kadın vekili tarafından ise erkeğin davasının kabulü, kusur belirlemesi, velâyet, aleyhe iştirak nafakasına hükmedilmesi, tazminat miktarları yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1.Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı-davalı erkeğin tüm, davalı-davacı kadının ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2.Taraflarca karşılıklı açılan evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma davasının yapılan yargılaması sonucunda İlk Derece Mahkemesi tarafından boşanmaya sebep olan olaylarda davacı-davalı erkeğin bağımsız konut sağlamadığı, kadına fiziksel şiddet uyguladığı, ailesinin kadına hakaretine sessiz kaldığı, eşine hakaret ettiği, kadını evden kovduğu; kadının ise; müşterek evi terk edip gittiği ve ailesinin evliliğe müdahalesine sessiz kaldığı, bu haliyle erkeğin ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle asıl ve karşı boşanma davalarının kabulüne ve fer’ilerine hükmedildiği, davacı-davalı erkek vekili tarafından kadının davasının kabulü, kusur belirlemesi, velayet, hükmedilen tazminatlar ile reddedilen tazminat talepleri, tedbir ve iştirak nafakaları yönünden, davalı-davacı kadın vekili tarafından erkeğin davasının kabulü, kusur belirlemesi, velayet ve hükmedilen tazminat miktarları yönünden hükmün istinaf edilmesi üzerine istinaf incelemesi yapan Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kadına yüklenen “ailesinin evliliğe müdahalesine sessiz kaldığı” kusuruna erkek tarafından dayanılmadığından bu kusurun kadının kusurlarından çıkartılması gerektiği, yine de evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında davacı erkeğin ağır, kadının hafif kusurlu olduğu gerekçesi ile gerekçenin düzeltilmesine, kadın lehine takdir edilen maddi ve manevi tazminat miktarlarının artırılmasına, çocuklardan Döndü için iştirak nafakasına karar verilmiş, tarafların sair istinaf talepleri ise reddedilmiştir.
Mahkemece kadının “evi terk edip gitmesi” nedeniyle hafif kusurlu olduğu ve bu nedenle erkeğin davasının kabulü ile boşanmaya karar verilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden, kadının erkeğin kusurlu eylemleri neticesinde tepki mahiyetinde evi terk edip gittiği, bu nedenle tepkisel nitelikli bu eylemin kadına kusur olarak yüklenemeyeceği anlaşılmaktadır. Davalı-davacı kadının boşanmayı gerektirir nitelikte kusurlu bir davranışın varlığı ispatlanamamıştır. Bu nedenle evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda davacı-davalı erkeğin tam kusurlu olduğunun kabulü ile tam kusurlu erkek tarafından açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeler ile yazılı şekilde kusur belirlemesi yapılması ve asıl davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Bölge Adliye Mahkemesi kararının asıl davanın kabulü yönünden BOZULMASINA,
2.Davacı-davalı erkek vekilinin tüm, davalı-davacı kadın vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmanın kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden …’e yükletilmesine,Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden Ayşegül’e iadesine,Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,20.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.