"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kız çocuklarının çift maaş almasına dair Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı

Eskiden çift maaş bağlanmasına dair açılan davalardan bir çoğu reddedilmişti. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017 tarihli kararına göre kız çocuğu, 506 sayılı SSK kapsamındayken vefat eden babasının yanı sıra 506 sayılı SSK kapsamındayken vefat eden eşinden olmak üzere iki ölüm aylığını birlikte alamaz, sadece “FAZLA OLAN AYLIĞI” alabilir.
Baba ve koca Bağ- Kur, Emekli Sandığı  gibi farklı kurumlardan emekliyseler kız çocuğu her ikisinden de maaş alabilir.

 

Hukuk Genel Kurulu         2015/1490 E.  ,  2017/794 K.
“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Taraflar arasındaki “tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul 16. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 03.09.2013 gün ve 2012/529 E., 2013/384 K. sayılı kararın temyizen incelenmesinin davalı Kurum vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 03.07.2014 gün ve 2013/19347 E., 2014/16063 K. sayılı kararı ile,
“…Davacı, 506 sayılı Yasa kapsamında bulunan koca ve babasından dolayı her iki ölüm aylığını alabileceğinin tespitini istemiştir.
Mahkeme davanın kabulüne karar vermiştir.
Uyuşmazlık 506 sayılı Yasa ‘ya kapsamında ölen koca ve babadan dolayı ayrı ayrı ölüm aylığı bağlanıp bağlanamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 Sayılı Yasanın 68/VI. Maddesi hükmüne göre, babasından ölüm aylığı alan kız çocuğunun evliliğin son bulması ile kocasından da aylık almaya hak kazanması halinde bu aylıklardan fazla olanı ödenecektir.
Öte yandan, 506 Sayılı Yasaya 02.07.2005 tarih ve 5386 sayılı Yasayla eklenen geçici 91.madde hükmü, kız çocuklarına 06.08.2003 tarihinden önce bağlanan gelir ve aylıkların kendi çalışmaları dışında sosyal güvenlik kuruluşlarından gelir veya aylık almaları halinde kesilmeyeceği yönündedir.
506 sayılı Yasaya eklenen geçici 91. madde 506 sayılı Yasa’nın 68. maddesini yürürlükten kaldırmamıştır. 06.08.2003 tarihinden önce de yasal engel nedeniyle kız çocuklarına her iki aylığın bağlanması mümkün değildir. Geçici 91. maddede sözü edilen gelir ve aylıklar daha önce yasal engel bulunmaması nedeniyle iki ayrı sosyal güvenlik yasası kapsamında bağlanan aylıklardır.
Mahkemenin 506 sayılı Yasanın 68. (5510 sayılı Yasanın 54/5) maddelerini gözardı ederek, davanın reddi yerine yazılı şekilde hüküm kurması isabetsiz olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, davacının 05.02.2005 tarihinde vefat eden babasından hak sahibi kız çocuğu sıfatıyla ölüm aylığı almaya hak kazandığının tespit ile 13.06.2012 tarihli Kurum kararının iptali istemine ilişkindir.
Davacı vekili müvekkilinin SSK’dan emekli olan eşinin 05.02.2005 tarihinde vefatından sonra Kurumdan ölüm aylığı almaya hak kazandığını, babası Hamdi Tan’ın da SSK’dan emekli olduğunu, vefat eden babasından da ölüm aylığı bağlanması talebiyle Kuruma başvurduğunu ancak Kurum tarafından talebinin reddedildiğini, oysa ki 506 sayılı Kanunun Geçici 91. maddesi uyarınca babasından da ölüm aylığına hak kazandığını, Kurum işleminin hatalı olduğunu ileri sürerek, SGK’nın 13.06.2012 tarihli kararının iptali ile davacının 05.02.2005 tarihinden itibaren vefat eden babasından da ölüm aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı SGK vekili 506 sayılı Kanun’un 68. maddesinin VI numaralı bendi uyarınca ana-baba ve eşlerden ölüm aylığına hak kazanan kız çocuklarına her iki dosyadan da aylık hesaplandığını fakat yüksek olan aylığın ödendiğini, davacının 05.02.2005 tarihinde ölen eşinden ve 27.09.2002 tarihinde ölen babasından dolayı ölüm aylığına hak kazandığını, ancak yapılan hesaplamada bağlanabilecek aylık tutarı eşit olduğundan aylık bağlama oranı yüksek olan eşine ait tahsis dosyasından dolayı tarafına ölüm aylığı ödendiğini, Kurum işleminin kanuni düzenlemelere uygun olduğunu belirterek, davanın reddinin gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece davacının hem 27/09/2002 tarihinde ölen babasından hem de 05/02/2005 tarihinde ölen eşinden ölüm aylığı alması gerektiği, 02/07/2005 tarih 5386 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’na eklenen geçici 91. madde ile getirilen düzenlemenin buna cevaz verdiği gerekçesiyle 13/06/2012 tarihli Kurum işleminin iptali ile 09/07/2005 tarihinden itibaren taleple bağlı kalınarak vefat eden babasından ölüm aylığı almaya hak kazandığının tespitine karar verilmiştir.
Davalı Kurum vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece davacının babasının 27/09/2002 tarihinde öldüğü, eşinin de 05/02/2005 tarihinde vefat ettiği, böylece davacının 5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi olan 01/10/2008 tarihinden önce dul ve yetim kalarak her bir aylığı almaya hak kazandığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararını davalı … Kurum vekili temyize getirmektedir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davacının 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı iken 05.02.2005 tarihinde vefat eden eşinden dolayı almakta olduğu ölüm aylığı ile birlikte 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı iken 27.09.2002 tarihinde vefat eden babasından da hak sahibi sıfatıyla ölüm aylığı almaya hak kazanıp kazanamadığı noktasında toplanmaktadır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce mahkemece bozma kararına uyulmasından sonra direnme kararı verilip verilemeyeceği hususu önsorun olarak tartışılmıştır.
Mahkemenin ilk kararının Özel Dairece bozulmasından sonra yapılan yargılamanın 13.11.2014 tarihli celsesinde verilen ara kararı ile bozma kararına uyulmasına karar verilmiş, ancak hüküm fıkrasında direnme kararı verilmiştir.
Burada “usul hukuku” ile ilgili ortaya çıkan sorun tarafların beyanları alındıktan sonra mahkemece “Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin bozma kararına uyulmasına” ilişkin ara kararı oluşturulmasına karşın, bu hukuki sonucun tam aksine bir karar verilmesinin hukuken mümkün olup olmadığına yöneliktir.
Bilindiği üzere bir davada mahkemenin veya tarafların yapmış oldukları bir usul işlemi nedeniyle taraflardan biri lehine, dolayısıyla diğeri aleyhine doğan ve gözetilmesi zorunlu olan hakka, usuli kazanılmış hak denilir.
Örneğin mahkemenin Yargıtay bozma kararına uymasıyla bozma kararı lehine olan taraf bakımından kazanılmış hak doğar.
Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda kendisi için o kararda gösterilen biçimde inceleme ve araştırma yapmak ve yine o kararda belirtilen hukuksal esaslar gereğince karar vermek yükümlülüğü oluşur. Bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozma kararında gösterilen ilkelere aykırı bulunması usule uygun olmadığından bozma nedenidir.
Bozma kararı ile dava, usul ve yasaya uygun bir hale sokulmuş demektir. Bozmaya uyulduktan sonra buna aykırı karar verilmesi usul ve yasaya uygunluktan uzaklaşılması anlamına gelir ki, böyle bir sonuç kamu düzenine açıkça aykırılık oluşturur. Buna göre Yargıtay’ın bozma kararına uymuş olan mahkeme bu uyma kararı ile bağlıdır. Daha sonra bu uyma kararından dönerek direnme kararı veremez; bozma kararında gösterilen biçimde inceleme yapmak ya da gösterilen biçimde yeni bir hüküm vermek zorundadır.
Aynı ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.02.2003 gün ve 2003/8-83 E., 2003/72 K.; 17.02.2010 gün ve 2010/9-71 E., 2010/87 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesi’nce iptaline karar verilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (HGK’nın 21.01.2004 gün ve 2004/10-44 E., 19 K.; 03.02.2010 gün ve 2010/4-40 E., 2010/54 K.).
Bu sayılanların dışında ayrıca görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez (Kuru B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü – C. V, 6. b İstanbul 2001, s 4738 vd).
Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.
Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde somut olayda, davalı … vekilinin temyizi üzerine verilen Yargıtay bozma kararı üzerine yerel mahkemenin bu karara uyması ile davalı Kurum yararına usuli kazanılmış hak oluşmuştur. Burada usuli kazanılmış hakkın gerçekleşmesine engel olacak istisnai bir durum da bulunmadığına göre, artık önceki kararda direnilmesi usulen mümkün değildir. Dolayısıyla bir defa uyulmasına karar verildikten sonra uyma kararından dönülmesinin davaya bir etkisi bulunmamaktadır. Usuli kazanılmış hak ilkesi kamu düzeni ile ilgili olup temyiz aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerekir.
Açıklanan nedenlerle mahkemece bozmaya uyulmakla gerçekleşen usuli kazanılmış hak nazara alınarak hükmüne uyulan bozma gereklerinin yerine getirilmesi gerekirken, uyma kararından dönülüp direnme kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
S O N U Ç: Davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen değişik nedenlerden dolayı usulden BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 19.04.2017 gününde oybirliği ile karar verildi.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir